13 Haziran 2018 Çarşamba

Candace Camp – The Matchmaker Serisi 4 – Kalp Asla Unutmaz


İngilizce Adı: The Courtship Dance

Seri: The Matchmaker Serisi 4

Basım Tarihi: Mayıs, 2014

Yayınevi: Pegasus

Sayfa Sayısı: 336

Çeviri: Nalan Yüce

Konusu:

AŞK BAZEN KÜLLERİNDEN DOĞAR

Leydi Francesca Haughston aşkı aramaktan vazgeçmiş, geçimini sağlamak üzere uygun çiftlerin arasını yapmayı kendine meslek edinmiştir. Bu nedenle uzun zaman önce nişan attığı Rochford Dükü Sinclair’le bir iftira yüzünden ayrıldığını öğrenince hatasını telafi etmek için yeni yeteneklerini kullanmaya karar verir.

Francesca, Dük’le aralarında ne varsa uzun yıllar önce bittiğinden ve bu durumun tek sorumlusunun da kendisi olduğundan emindir. Sinclair’in bakışları ve onu kollarına alması ise sadece daha genç ve daha uygun bir eş için yaptığı hazırlıktan ibarettir. Ancak Francesca çok geçmeden bu aşk derslerinin ikisini de ateşe atabilecek bir tutkuya dönüşeceğini görecektir.

“Camp bir kez daha ustalığını gösterip tarihî romans hayranları kadar, modern romans severleri de cezbedecek, ateşli bir aşk hikâyesi yaratmış.”
-Publishers Weekly

Candace Camp – The Matchmaker Serisi 3 – Aşk Hiç Bitmez


İngilizce Adı: The Wedding Challenge

Seri: The Matchmaker Serisi 3

Basım Tarihi: Temmuz, 2013

Yayınevi: Pegasus

Sayfa Sayısı: 320

Çeviri: Zeynep Çamaş

Konusu:

Tutkulu iki âşık engellerle dolu bir aşk…

Leydi Calandra’yla evlenmek isteyen bir sürü erkek vardır fakat aşırı korumacı ağabeyi Rochford Dükü, uygun adayların hepsini korkutup kaçırmıştır. Bir adam dışında: Gizemli Bromwell Kontu… Callie, ağabeyinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen Kont’a âşık olmaktan kendini alamaz.

Ağabeyinin sözlerini hiçe sayan Callie, Bromwell’le yeniden görüşebilmek için bir plan yapar ve bu işlerde oldukça iyi olan Francesca Haughston’ın yardımını ister. Fakat Dük ve Kont’un arasındaki sır açığa çıktığında ve Callie tuzağa düştüğünü anladığında artık her şey için çok geç olacaktır…

“Camp, okuyucunun kalbine dokunmayı başarmış bir yazar.”
–Romantic Times

“Zekice yazılmış, eğlenceli bir roman.”
–Publishers Weekly

Candace Camp – The Matchmaker Serisi 2 – Söz Dinlemez Kalbim


İngilizce Adı: The Bridal Quest

Seri: The Matchmaker Serisi 2

Basım Tarihi: Ağustos, 2012

Yayınevi: Pegasus

Sayfa Sayısı: 384

Çeviri: Ceren Kurtoğulları

Konusu:

Leydi Irene Wyngate asla evlenmeyeceğine dair yemin etmiştir bu yüzden sert diliyle taliplerini kendisinden uzak tutar. Ancak korkutmayı başaramadığı tek bir adam vardır: Radbourne Kontu’nun vârisi; Gideon… Çocukken yuvasından koparılıp Londra sokaklarında büyüyen genç adam, tam ailesiyle tekrar bir araya geldiğini düşünürken görkemli balo salonları yerine, kumarhanelerde kendisini daha iyi hissettiğini anlar.

Irene, Gideon’a karşı ilgi duymamaktadır, en azından Çöpçatan Francesca Haughston’a, Gideon’u evlilik için adam etmesi konusunda yardım isterken böyle söyler. Çünkü esrarengiz bir geçmişe sahip olan genç adam, tam bir serseridir. Yakışıklı bir serseri! Irene, istemeden de olsa yavaş yavaş genç adama âşık olmaya başlar. Bununla birlikte, karanlık aile sırları da gün ışığına çıkar. Tüm bunlar, genç âşıklar için yıkıcı sonuçları da beraberinde getirir.

“İhtiraslı aşklarla bezenmiş, sürükleyici bir hikâye.”
-Publishers Weekly

Candace Camp – The Matchmaker Serisi 1 – Aşk Engel Tanımaz


İngilizce Adı: The Marriage Wager

Seri: The Matchmaker Serisi 1

Basım Tarihi: Ocak, 2011

Yayınevi: Pegasus

Sayfa Sayısı: 352

Çeviri: Ceren Kurtoğulları

Konusu:

TUTKULU BİR AŞKIN ÖNÜNDE HANGİ ENGEL DURABİLİR Kİ!

Artık pek de genç sayılmayan ve evlenmeye dair bütün ümitlerini yitirmiş Constance Woodley, Londra sosyetesinin parlayan yıldızlarından birinin kendisinden hoşlanabileceğine ihtimal dahi vermezdi. Ama koruyucusunun rehberliğinde, Lord Dominic Leighton gibi yakışıklı ve çekici bir çapkının bile dikkatini çeken büyüleyici bir yaratığa dönüşmüştü.

Sosyetenin şaşkın bakışlarının arasında, bu “sıradan” kız ve hovarda vikont evlilik pazarının kalpsiz düzeninde bile, aşkın bütün bahisleri yerle bir edeceğini herkese göstereceklerdi.

“Unutulmaz karakterler yaratmasıyla tanınan Candace Camp, geleneksel olay örgülerini okurlarının kalbine dokunan romanlara dönüştürmeye devam ediyor.”
—Romantic Times BOOKreviews

“Camp yine hem tarihî romans hayranlarını tatmin edecek, hem de içindeki bazı öğelerle modern romans takipçilerini kendine çekecek, ustalıkla yazılmış bir romansa imza atmış.”
—Publisher Weekly

11 Haziran 2018 Pazartesi

Daisy'nin Kayboluşu ve Bulunuşunun Hikayesi


Bugün kitaplardan değil kedimizden bahsedeceğim bir yazıyla geldim. 

Yazmak, yazmamak arasında çok düşündüm. Aslında istediğim yazmak ama böyle bir hatayı nasıl yaptım bir türlü akıl sır erdiremediğimden itiraf etmek zor geldi biraz.

Daisy bizim evimizin bir ferdi. Kedi olur kendileri ama bildiğiniz hizmetinde üç kişinin pervane olduğu bir pamuk prenses. Yatağını bizimle paylaşır (!)(Kesinlikle bizim yatağımız değil orası). Yemek kabı istediği zaman doldurulur. Gecenin dört olması sadece küçük bir ayrıntıdır onun için. Kapıların kapalı olması yasaktır. Suyunu elden içer, akan musluk önünde. 


Geldiğinde o kadar küçüktü ki, bizim gözümüzde hep öyle kaldı. Ama doğanın bir kediyi çok çabuk büyüttüğünü göz ardı edemedik. Bir yaşına basmadan biraz önce büyüme belirtilerini gösterdi. Ve kısırlaştırma ameliyatı yaptırmaya gönlümüz istemeye istemeye razı olduk. Bu ameliyat onun sağlığı için gerekliydi. 

Ama cahil olduğumuz bir nokta bunun değişik yöntemlerle yapılıyor olduğunu bilmememiz ve ameliyatı yapan veterinerin bizi bu konuda bilgilendirmemiş olmasıydı (Bazı veterinerler iki yumurtalığı, bazı veterinerler tek yumurtalığı alıyorlarmış. Daisy'nin ameliyatını yapan veteriner tek almış ve bizi bilgilendirmedi). Ameliyat ve sonrası biraz sıkıntılı geçse de sonunda Daisy'miz iyileşti ve günler eski haline döndü bir süre için. 



Sonra Daisy yine böyle bir döneme girdi. Evde yüksek seslerle miyavladığı için biraz hava alsın diye eşim iş yerinin bahçesinde gündüzü geçirmesi için (hangi akla hizmet böyle düşündük bilmiyorum, benim bahanem var migren ağrısı vardı ve çok düşünebildiğim söylenemezdi) kafesiyle beraber götürdü. Akşam gelirken geri getirecekti. Planımız buydu. Üstelik beş gün sonra küçük prenses rahat yolculuk yapsın diye hafta sonu yazlığa annemin yanına götürecektik özel aracımızla. 


Sonuç Daisy bahçede dolaştı. Eşim dönerken kafesine koymak isteyince onun ellerini iyice tırmalayarak koşarak kaçtı. Peşinden koşmak, seslenmek kar etmedi ve gözden kayboldu. Kaybolduğu gün dahil günlerce aradık, eşim iş arkadaşlarına da söyledi. Her gün sorduk insanlara gördünüz mü? Hayır. Hayır. Hayır.

Kedilerin evlerine geri döneceği söylenir hep. Kaybolduğu yer şehir dışı. Yöneticinin biraz söylenmesine rağmen apartman kapısını günlerce açık bıraktık. Ama yazlığa gitme vakti geldi.  Okulu tatile girmeden bir hafta önce (tek izin alabildiğimiz zaman buydu işlerimizden) kızımızı, gelseydi Daisy'i de götürecektik. Daisy gelmeyince bir haftadır arabada bizimle gezen kafesi artık kırılan umutlarımızla beraber çıkardık. Evde kalan mamaları apartmanın bahçesinde kalan kedilere verdik ve yola çıktık. Pazar günü döndük. İlginç olan eşiğimizde kocaman bir kelebek ve bir o kadar büyük sinek ölüsü bizi bekliyordu. Eşime Daisy mi bıraktı acaba bunları. Biz yokken geldi, bizi bulamadı, dedim. Buna da inanmak istedim aslında. Eşim yorum yapmadı. Tahmin ettim aslında aklından geçenleri ya neyse.

Bu arada market, yönetici, komşular ve benim öğrencilerim kedimizin kayıp olduğunu biliyorlardı. Hatta öğrencilerime bana instagram hesabımdan mesaj atın bulursanız dedim. Ama artık umudu kesmiştim. 

Ve  onüç gün sonra bir resimli mesaj geldi. "Hocam kediniz bu mu?" Ne yazık ki instagramdan gönderildiği için ve tekrar oynat özelliği konmadığı için fotoğraf silindi gitti ama hep hafızamda kalacak. Büzüşmüş, grileşmiş, patileri çamur içinde, gözlerindeki neşe sönmüş bir kedi var fotoğrafta. Ve evimizin çok yakınında. Öğrencime "hemen geliyorum" dedim ve Daisy'nin battaniyesini kaptığım gibi yağmurda uçarak yanına gittim. 

 Gözlerime bakmadı. Ama onu bulan öğrencim ve annesine sanki teşekkür eder gibi çok miyavladı. Belki de beni şikayet etti. 

Veterinere gidiş, kapsamlı muayene, iç dış parazit ki pirelenmişti, besin takviyesi şurup (bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için), bir de tüylerinin eski güzelliğine kavuşması için malt. Dört gün oldu geleli ve ben onunla ilgilendiğim için buraya da pek uğrayamadım. Öncesi moral bozukluğundan gelememiştim. Şimdi (bayağı zayıflamış ama) iyiyiz. Biraz daha bana bağlı hale gelmiş yalnız. Gözünün önünden ayırmıyor, sürekli seviyoruz (veterinerimiz tavsiye etti ama hiç gerek yoktu zaten).

Ben Daisy'nin bulunuşunu mucize olarak görüyorum. 
Küçük bir yerde yaşamamızın avantajını gördük bu olayda. 
Uzak bir mesafeden evini buldu.
Belki düşündüğüm gibi biz yokken geldi ve bizi bulamayınca
süt ürünleri satan bir dükkanın önünde vicdanlı insanlarca üç gün bakıldı.
Diğer on gün neredeydi ne yaşadı bilmiyoruz.

Sonuç, bir can alıyorsunuz eve. Pek çok sorumluluk da beraberinde geliyor. Bu sorumluluklar yazdığınızda çok çok uzun bir yazı olur. Ama ona da çok dikkat etmek gerek. 

Birde yavruyken alıp, büyüyünce bilinçli sokağa terk edenler var. 
Onların nasıl bir vicdanı var bilmiyorum. Ya da var mı?

Benden bu kadar. 
Görüşmek üzere.