Hayat Kitapla Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat Kitapla Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2023 Pazar

Ayşegül Çiçekoğlu - Hayat İncitir Herkesi


Seri: Yok

Basım Tarihi: Mayıs, 2022

Sayfa Sayısı: 480

Yayınevi: Müptela

Konusu:

Modern zaman masallarının usta kalemi Ayşegül Çiçekoğlu’ndan yüreğinize yer edecek, sarsıcı bir aşk hikâyesi.

Sürprizlerle dolu bir yolda karşılaşılan yakıcı bir aşk…

Ve ortaya çıkmak için bu aşkın doğmasını bekleyen geçmişte saklı kaldığına inanılan sırlar.

Egemen ve Mina, hayatlarını kesiştiren sırlar anlatılmaya başlandığında zorlu bir sınavla karşı karşıya kalırlar. Hayat, zamanın bir bölümünde incitmiştir herkesi. Ancak incindiğimiz yeri kesip atmak da incindiğimiz yerden çiçekler açıp yeniden filizlenmek de elimizde değil midir? Acaba Egemen ve Mina bu durumda hangi yolu, nasıl ve neden seçecekler? Gerçeğin dev dalgalarına teslim mi olacaklar yoksa aşkın iyileştirici gücüne sığınıp ayakta mı kalacaklar…

Sayfaları merakla çevirirken duygudan duyguya sürükleneceksiniz.

Ayşegül Çiçekoğlu’nun, kahramanları sayfalardan çıkarıp artık ailenizden biri gibi hissettiren, onları unutulmaz kılan bir yeteneği var. Kalemden hayatlar yazmakla kalmıyor, onlara birer beden, can ve ruh verip bir de bize arkadaş ediyor.

18 Kasım 2021 Perşembe

Meral Kır Kitapları



Meral Kır - Miras Serisi 2 - Gerçek Sensin


Seri: Miras Serisi 2

Basım Tarihi: Kasım, 2021

Sayfa Sayısı: 472

Yayınevi: Olimpos

Konusu:

Kendi gerçeğinden kaçan genç bir kadın.

Gerçeğin peşinde genç bir adam.

Tozlu raflarda unutulmuş ve anılardan silinmiş eski bir aşk hikâyesi.

MİT Başkanı Sinan Öztürk, eline sırlarla dolu bir dosya geçtiğinde sevdiklerini ve geçmişini kurtarmak için bu sırları açığa çıkarmaktan başka yolunun olmadığının farkındaydı. Dosyayı teslim aldığı ilk gece uğradığı saldırı ve dosyanın çalınması, bu yolun engellerle dolu olduğunun ilk kanıtıydı. Basit bir kayıp çocuk vakası gibi duran bu dosya; yalanlar, oyunlar ve konuşulmayanlarla dolu bir geçmişin de kapısını aralamıştı.

Eski asker, istihbarat üyesi Elif Güven, tek bir amaç uğruna yaşıyordu. Mücadelesi, hayranı olduğu Sinan Öztürk’ü araç olarak kullanmayı gerektirse bile gözünü karartmıştı. Ne var ki aklı ile kalbi uyum içinde hareket etmiyordu. Ya aşka teslim olacaktı ya da aşkı amacına kurban edecekti.

Otuz yıl öncesine ait masum bir aşk, tek bir yalanla büyüyerek herkesin geçmişini karanlıkla sarmıştı. Sırlar açığa çıkarken giderek daha da ağırlaşan geçmişin yükünü kaldırabilecekler miydi?

Aşk mı intikam mı?

Aşk için intikam ister misin veya intikamdan aşk için vazgeçer misin?

Meral Kır – Sancaktarlar Serisi 5 – Sana Aşk Getirdim

Seri: Sancaktarlar Serisi 5

Basım Tarihi: Kasım, 2017

Sayfa Sayısı: 576

Yayınevi: Aspendos

Konusu:

Güçlü Sancaktar Ailesinin ağabeyi Mehmet Sancaktar’ın aşka giden hikâyesinde yaşananların hızına yetişemeyecek, temponun hiç düşmediği bu kitapta adrenaline ve aşka doyacaksınız.

Kurallarından ödün vermeyen kararlı bir insanın kişiliğine ve tüm yöneticilik vasıflarına sahip olan Mehmet Sancaktar’ın hayatındaki her şey bir düzenin parçasıydı. Ta ki işi ve sorumluluklarından oluşan hayatına ansızın giren Komiser Esmer, ona bildiği her şeyi unutturana kadar…

Huysuz, rahat ve biraz da dağınık olan Komiser Esmer’in hayatta herhangi bir ilkesi yoktu. İstediği tek şey, intihar eden babasını, o sona götüren gerçeği bulup intikamını almaktı. Ancak ulaştığı her gerçek, anıları arasında kaybolmuş sırları ve ihanetleri de ortaya çıkaracaktı.

Sığınacak hiç kimsesi kalmadığında ve her şeyden vazgeçmeye hazır olduğunda Esmer’e kaybettiği umudu veren Mehmet’e önce hayatını sonra da kalbini teslim edecekti. Çünkü aşktan daha büyük bir duygu varsa o da güvendi ve Esmer her ikisini de Mehmet’te bulmuştu.

Sancaktar Ailesi’ne veda ettiğimiz bu final kitabında, aşkın tutkuyla harmanlanıp tüm olmazlara rağmen mutluluğa teslim olduğuna şahitlik edeceksiniz.

Ve bu hikâyede, birbirinden farklı dünyaları olan iki yabancının bir oluşunu okuyacaksınız.

Meral Kır – Sancaktarlar Serisi 4 – Aşkın Kokusunu Aldım


Seri: Sancaktarlar Serisi 4

Basım Tarihi: Mayıs, 2016

Sayfa Sayısı: 472

Yayınevi: Aspendos

Konusu:

Aşktan kaçan bir kadın… Aşktan yanarak vazgeçmiş bir adam…
Yaralarını sarmalarına engel olan yalanlar ve geçmişten gelen büyük sırlar…

Hiçbir aşk bu kadar imkânsız olmamış ve hiç kimse aşkı bu kadar çok istememişti.
Futboldaki büyük başarılarını antrenörlüğüne de taşıyan Barış Dağlı için hayat, tek ailesi olan Fırat’tan ibaretti. Onu korumak adına, ustaca kullandığı kelimeleriyle
karşısındakini çileden çıkaran Serra Sancaktar’ı hayatına dâhil etmeye karar verdiğinde genç kadının menekşe kokusunu hesaba katmamıştı. Üstelik artık kalbi gibi takımı da tehlikedeydi. Hırsına yenilen oyuncusunun ölümünün ardındaki sırlar, karanlık geçmişi yeniden aydınlattığında Barış’ın önce kalbini, sonra da Serra’yı kurtarması gerekecekti.

Güçlü ve başarılı Serra Sancaktar, etrafına ördüğü duvarların arasında örnek bir hayat yaşarken kendini büyük bir skandalın içinde bulmuştu. Üstelik onu, ailesi için bir tehdit olarak gören Serra, hayatını kâbusa çevirmeye kararlı olan Barış Dağlı’nın puslu gözlerine baktığı andan itibaren artık eski Serra değildi.

Her zorluğa direnen Serra’nın gücü bir tek aşka yetmediğinde, kırılan kalbinin parçalarını toplaması hiç kolay olmamıştı. Çünkü tüm bencilliği ve hainliğiyle, başka bir kadının yaktığı bu adama âşıktı.

Soluksuz okuyacağınız bir macera ve her satırında size kendini hissettirecek amansız bir aşk hikâyesi..

17 Kasım 2021 Çarşamba

Ayşegül Çiçekoğlu - Günebakan


Seri: Yok

Basım Tarihi: Ekim, 2021

Sayfa Sayısı: 419

Yayınevi: Müptela

Konusu:

Aidiyet de hayalleri de insanı hayata bağlayan güçlü duygulardandır. Hayat dolu olan İpek, tutkuyla bağlı olduğu topraklarda tüm ömrünü burada yaşamanın hayalini kurarken yıllar sonra çiftliğin sahibinin hiç görmediği kızı ve çocukları geri döndüğünde çiftlik hayatının da hayallerinin de elinden alınacağını hisseder.

İpek, duyguları, hayalleri ve değer yargıları için savaşmak durumunda kalırken okuru bazen günebakanların arasında, bazen şırıl şırıl akan bir derenin kıyısında gezdirecek. Birbirine bağlı sıcacık ailesinin olduğu eve de davet edecek, aile bağlarını kesen başka bir ailenin ödediği bedellere de şahitlik ettirecek.

İpek ya kalıp hiç hoşlanmadığı bencil ve bir o kadar da yakışıklı bir adamla bu işi sürdürecek ya da tutkuyla bağlı olduğu topraklardan gidecekti.

Tüm bunlar olurken sevgi, doğa, sadakat, aile, arkadaşlık ilişkilerinin ışığı ona yol gösterecek. Ve elbette aşk, en olmadık zamanda en olmadık kişilerin kapısını çalacak. Aşk, ya günebakanlar gibi güneşi seyrettirecek ya da akşam olduğunda boynunu büktürüp güneşin tekrar doğmasını bekletecek.
Sonunda sevgisine de inandıkları değerlere de sahip çıkanlar kazanacak…

31 Mayıs 2021 Pazartesi

Jennifer Royce - İskoç Onuru

Seri: Yok

Basım Tarihi: Temmuz, 2020

Yayınevi: Parola

Sayfa Sayısı: 520

Konusu:

Erkeklerin hâkim olduğu dünyada görmezden gelinen ve yine onların savaşında bir piyondan fazlası olamayacağını anlayan genç bir kadın…

Leydi Lindsey Irvine, dünyadaki varlığının görmezden gelinmesine katlanamayacağını anladığı gün, çok dâhice ve delice bir yol buldu. Geriye kalan hayatında bu yolu izlerken duygularından, hayallerinden ve geleceğinden vazgeçti.

İngiltere'nin tanımadığı gayrimeşru İskoç Kralı Robert the Bruce'nin ülkesinin özgürlüğü için verdiği mücadelede güvendiği sadık Lordu Robert the Keith…

Savaş davullarına ait sesin çok yaklaştığı böyle bir dönemde, sadece ülkesinin bağımsızlık savaşına odaklanmak isteyen genç adamın ne yüzlerce yıldır kanlı bıçaklı olduğu Irvine Klanı'yla uğraşmaya ne de bu düşmanlığı sona erdirecek deli bir leydinin çılgınlıklarına tahammülü vardı.

Fakat Lindsey Irvine, genç adamın klanının ve hayatının içine deyim yerindeyse bir bomba gibi düştü. Çevresine vereceği zarar ise kaçınılmazdı.

En başta da Rob'un kalbine…

1 Mayıs 2021 Cumartesi

Julia Quinn - Agents of the Crown Serisi


Agents of the Crown Serisi

1. To Catch An Heiress
(Bizde yayınlanmadı)


Not: İki kitaplık bir seri. Yıllar önce bizde yayınlanan ikinci kitabı okumuştum.

9 Şubat 2021 Salı

Susan Elizabeth Phillips – Wynette, Texas Serisi 3 - First Lady


İngilizce Adı: First Lady

Seri: Wynette Texas Serisi 3

Basım Tarihi: Eylül, 2020

Yayınevi: Pegasus

Sayfa Sayısı: 408

Çeviri: Belgin Selen Haktanır

Konusu:

First Lady

Geçmişinden Kaçamazsın!

Kendini yeniden keşfeden bir kadın

Sevgi ve aile kavramlarıyla savaşan bir adam

Amerikan rüyasının peşinde bir yolculuk

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı öldürüldükten sonra, başkanın güzel ve genç eşi Beyaz Saray’dan kurtulabileceğini zannetmiştir ama koşullar onu tekrar First Lady rolünü oynamaya zorlar.

Çok geçmeden kaçmayı kafasına koyan Nealy birkaç günlüğüne bile olsa sıradan bir insan gibi yaşamaya karar verir. Tek yapması gereken kimliğini gizlemektir ve bunu nasıl yapacağını da bulmuştur.

Tüm ülke onu ararken First Lady, çıldırtacak kadar gizemli, bir o kadar çekici bir yabancı ile iki küçük yetim çocuğun yanında bir yolculuğa çıkar.

Amerika’nın kalbine doğru gittikleri sırada seyahatleri de sevgi dolu bir maceraya dönüşecektir.

“Susan Elizabeth Phillips, yüreğinizi sımsıkı sarıp bir daha bırakmayan bir öykü kaleme almış.”

-Oakland Press
 

24 Ekim 2020 Cumartesi

Sara Shepard - The Lying Game Serisi 5 - Yeminler ve Yalanlar


İngilizce Adı: Cross my heart, hope to die

Seri: The Lying Game Serisi 5

Basım Tarihi: Ocak, 2020

Yayınevi: Martı Yayınları

Sayfa Sayısı: 304

Çeviri: Gülfem Çırak

Konusu:

Ben Olmak Kolay Değil ,

Ama İkiz Kardeşimin Başka Çaresi Yok.

İki ay önce öldüğümde katilim, ikiz kardeşimi tehdit ederek yerime geçmeye zorladı. Şimdi Emma benmiş gibi rol yapıyor. Saçlarını Sutton Mercer'ın imzası olan şekilde savuruyor ve Yalan Oyunu şakalarını mükemmel bir şekilde planlıyor.Beni evlat edinen ailemle ilişkimi bile yavaş yavaş düzeltiyor. Tek yapamadığı şey, cinayetimi çözmek.

Sonra biyolojik annemiz, bizi terk edip giden kadın, Tucson'da ortaya çıkıyor. Emma onu on yıldır görmedi ama Becky kızını anında tanıyor. Hem de Emma olarak. Bu bir annenin içgüdüsü mü… yoksa Becky benim öldüğümü zaten biliyor mu?

Sara Shepard - The Lying Game Serisi 4 - Saklambaç


İngilizce Adı: Hide and Seek

Seri: The Lying Game Serisi 4

Basım Tarihi: Ocak, 2020

Yayınevi: Martı Yayınları

Sayfa Sayısı: 286

Çeviri: Gülfem Çırak
Konusu:

Arkadaşlarim ve Ben Eskiden Yalan Oyunları Oynardık. Şimdi İkiz Kardeşim Bir Yalanın İçinde Yaşamak Zorunda.

Ben hayattayken ailem kusursuz görünürdü. Üvey anne-babam bana hayrandı ve küçük kardeşim Laurel her hareketimi taklit ederdi. Ancak şimdi, uzun zamandır varlığından haberdar olmadığım ikizim Emma, cinayetimi çözmek için yerime geçti ve ailemin aslında pek de kusursuz olmadığını ikimiz birlikte yavaş yavaş görmeye başladık. Eski erkek arkadaşımla gizlice görüşen Laurel, Emma'yla hiç anlaşamıyor. Anne ve babam ise bizden çok büyük bir sır saklıyor. Belki de ölümüme neden olabilecek bir sır. Gerçeği saklı tutmak için ne kadar ileri gidebilirler? Artık bana kimse zarar veremez ancak Emma hala orada ve eğer dikkatli olmazsa onun da kara toprakla buluşması yakın olabilir.

Sara Shepard - The Lying Game Serisi 2 - Bir Daha Asla


İngilizce Adı: Never Have I Ever

Seri: The Lying Game Serisi 2

Basım Tarihi: Haziran, 2018

Yayınevi: Martı Yayınları

Sayfa Sayısı: 304

Çeviri: Gülfem Çırak

Konusu:

Mükemmel Hayatım Bir Yalandı.

Şimdi Gerçeği Ortaya Çıkarmak İçin Elimden Geleni Yapacağım.

Kısa süre önce bir kızın dileyeceği her şeye sahiptim: muhteşem dostluklar, yakışıklı bir erkek arkadaş, sevgi dolu bir aile… Ama şimdi hiçbiri benim gittiğimi –öldüğümü– ve ikiz kardeşim Emma'nın yerime geçtiğini bilmiyor. Emma katilimi bulmak için derinlere indikçe başka gizemler su yüzüne çıkıyor. Arkadaşlarımla birlikte, sırf eğlence için kötü oyunlar oynamışız; insanların hayatlarını cehenneme çeviren oyunlar… Bu sebeple önce benim, şimdi de Emma'nın peşine düşen katil… benden intikam almak isteyen herhangi biri olabilir.

“Yalan Oyunu serisi gözünüze uyku girmeden okuyacağınız türde bir gerilim… Ters köşe nüansları şaşırtıcı derecede akla yatkın.”
- Voya

“Keyifli ve kurgunun hızla geliştiği bir gizem… Emma ipuçlarını bir araya getirdikçe okurlar
sayfalarla adeta yarışa girecek ve bir sonraki adımı hesap etmeye epey kafa yoracak.”
- Publishers Weekly

“Romantizm ve tehlikenin tam dozunda harmanlandığı gerilim dolu bir roman.”
- School Library Journal

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Ahmet Rasim - Falaka


Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Hande Çetin Ongun

Basım Tarihi: Mayıs, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu:

Osmanlı’da çocuk olmak ne demekti? Çocuklar nasıl yetiştirilir, nasıl okula başlar ve nasıl bir eğitim alırlardı? Ahmet Rasim Falaka’da kendisinin çocukluktan ilk gençliğine uzanan hatıraları eşliğinde bu soruların cevaplarını verir. Fatih’teki Sofular Mektebi’nde başladığı ve Darüşşafaka’da tamamladığı eğitimini anlatırken bir yandan da 19. yüzyıl İstanbul’unun gündelik hayatını ve çocukluğunu tasvir eder. Reşat Ekrem Koçu’nun ifadesiyle, Ahmet Rasim’in yazılarında İstanbul, manzaraları ve insanlarıyla sesli ve renkli bir film halinde akar. Falaka da bu filmin en renkli sahnelerini barındırıyor.

Ahmet Rasim (1865-1932): İstanbul üzerine yazdığı yazılarıyla “Şehir Mektupçusu” unvanını alan Ahmet Rasim, Türk edebiyat ve gazeteciliğinin oldukça üretken ve şöhretli simalarındandır. İstanbul’da doğan Ahmet Rasim, babası henüz o doğmadan evi terk ettiğinden annesi Nevber Hanım tarafından ve eniştesinin de yardımlarıyla oldukça zor şartlarda yetiştirildi. Mahalle mekteplerinde başlayan öğrenim hayatını Darüşşafaka’da tamamladı. Kendi çabasıyla Fransızca öğrendi. Posta ve Telgraf Nezareti’nde memur olarak çalışırken bir yandan da Ahmet Mithat’ın gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te yazmaya başladı. Hüseyin Rahmi’yle Boşboğaz adlı mizah dergisini çıkardılar. Savaş muhabirliği de yapan Ahmet Rasim, Balkan Savaşı sırasında Sofya’ya, Birinci Dünya Savaşı’nda da Romanya cephesine gitti. 1927’de İstanbul milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Küçük yaşlardan beri ilgi duyduğu müziği Darüşşafaka’da öğrenciyken Zekai Dede’den aldığı musiki dersleriyle geliştirdi. Pek çoğunun güftesi kendisine ait olan altmıştan fazla şarkı besteledi. Yazarlık mesleğini hayatının sonuna kadar sürdüren Ahmet Rasim hikâye, roman ve hatıra türlerinden gazete yazılarına, tarih ve okul kitaplarına kadar çok çeşitli alanlarda eserler ortaya koydu. Herhangi bir edebi akıma girmemiş, siyasi ve edebi tartışmalardan uzak, halkı bilgilendirmeyi amaç edinmiş yazarlardandır. Ceride-i Havadis, Basiret, Tasvir-i Efkâr, Sabah, İkdam, Akşam, Cumhuriyet gibi gazetelerde gözleme dayalı, İstanbul hayatını bütün renkleriyle yansıtan, yalın ve güzel Türkçesiyle yazdığı yazılarla şöhret bulmuş, sevilerek takip edilmiştir.


Yorumum:

Merhaba,
Her ayın başlangıcında olduğu gibi, bu ayda ağır aksak okumalara başladım bakalım. Nedense her ayın ilk paylaşımları ağır ağır geliyor. Son günlerde ise bir güne iki adet gönderi paylaştığım bile oluyor.

Bugün @okuyan_kadinlar_kulubu ile okuduğum Ahmet Rasim'den okula yani mahalle mektebine ve ardından Darüşşafaka'ya gitmesinin anılarından oluşan Falaka kitabını bitirip geldim. #türkklasikleriserisi17

İsmi bile insanı ürküten kitapta yazarın o yıllarda falakadan ne kadar korktuğunu, seyrederken bile dayağı yemiş kadar etkilendiğini okuduk. Osmanlı'daki eğitim ve okulların sistemini çok ayrıntılı gördük. Dayaktan ölen çocuklar olduğunu okumak ve buna karşın hocaların bu çocukların ölümlerinden ceza almadan işlerine devam ettiğini okumak bende çok kötü etkiler bıraktı. Darüşşafaka'da bile dayağın olduğunu okumak içimi sızlattı.

Yazarın akıcı üslubu ve günümüz Türkçe'sine ustaca çevrilmesi sayesinde rahatça okundu bitti.
Yeni bir yorumda görüşmek üzere 🥰

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi için yazmış olduğum yorumdur.

Safveti Ziya - Salon Köşelerinde


Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Nuri Akbayar

Basım Tarihi: Nisan, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu: 

Safveti Ziya’nın ilk romanı olan Salon Köşelerinde 1898’de Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiş, sansürün hışmına uğramıştır. Yazar, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra sansürün çıkardığı bölümleri ekleyerek, romanını asıl biçimiyle 1912’de kitap olarak yayımlamıştır. Otobiyografik özellikler de taşıyan Salon Köşelerinde yüzyıl başında gündelik yaşamdaki Batılılaşmayı yansıtması açısından önemli bir eserdir. Tahir Alangu’nun nitelemesiyle “Türkiye’de yabancı aileler çevresindeki bir Türk’ün yaşayışını tasvir etmesi bakımından bütün o dönem romancılarının eksik bıraktıkları bir tarafı başarıyla tamamlamaktadır.”

Safveti Ziya (1875-1929): Servet-i Fünun edebi topluluğuna bağlı roman, öykü ve oyun yazarlarındandır. Tanzimat dönemi maliye ve evkaf nazırlarından Musa Safveti Paşa’nın torunu, Maadin (madenler) Müdürü Ahmet Ziya Bey’in oğludur. Dedesi ve dedesinin babası Kırımlı Ebubekir Rıfat Efendi şairdi. Safveti Ziya İstanbul’da doğdu. 1892’de Mekteb-i Sultani’yi bitirdi. Hariciye Nezareti’nde kâtip olarak başladığı resmi görevinde Cumhuriyet döneminde teşrifat umum müdürlüğüne kadar yükseldi. Bir ara Şûra-yı Devlet üyeliğinde de bulundu. 1929’da Büyükada’da Yat Kulübü’nde verilen bir baloda kalp sektesinden öldü. Edebiyat yaşamına Servet-i Fünun dergisinde öyküler yazarak başlayan Safveti Ziya’nın ilk romanı Salon Köşelerinde 1898’de gene bu dergide tefrika edildi. Aynı yıllarda Yıldız Böcekleri adlı romanı Resimli Kitap dergisinde tefrika edilmeye başlandıysa da yarım kaldı. Servet-i Fünun döneminde kaleme aldığı öykülerini Bir Tesadüf, Bir Safha-i Kalp, Hanım Mektupları ve Kadın Ruhu adlarıyla kitaplaştırdı. Bundan sonra yazdığı öykülerini ise Silinmiş Çehreler Beliren Simalar adlı kitapta topladı. 1890’larda Beyoğlu’ndaki eğlence dünyasını konu aldığı Haralambos Cankiyadis adındaki oyunu döneminde beğenildi ve tiyatro tekniği bakımından da başarılı bulundu. 1911’de Ziya adıyla bir de günlük gazete çıkaran Safveti Ziya’nın son kitapları olan Adab-ı Muaşeret Hasbihalleri ile Nasıl Giyinmeli ise Hariciye Nezareti’ndeki görevinin bir uzantısı olduğu kadar edebi eserlerine de yansıyan yaşam biçiminin bir ifadesi sayılabilir.


Yorumum:

Merhaba,
Yılın son günlerinde geri sayım başladı yeni yıla doğru. Bende artık son yorumları son paylaşımları planlarken eldeki gün sayısının yetmeyeceğini düşünerek bu vakitte bir yorum yazayım da yetişsin Aralık ayı etkinlikleri dedim.
Safveti Ziya'dan Salon Köşelerinde yorumuyla geldim bu akşam. @okuyan_kadinlar_kulubu #türkklasikleriserisi etkinliği ile okuduk bu eseri.
Birazcık kitabı anlatarak bir yorum olacakki, rahatsız olabilecek olanlar varsa bu cümleden sonrasını okumasın.
Zaten kitabın başı hikayenin sonu ile başladığından aslında spoiler vermek gibi de olmayacak. Kitabımızın başında Şekip ölmüş ve kendi hikayesini yazmış arkadaşına göndermiştir.
Şekip işgal altındaki İstanbul'da yaşayan (ki bunu kitabın sonunda anlıyoruz) sürekli bu şehirdeki yabancılarla yemekler ve danslı toplantılarda vakit geçiren, eğitimli ve popüler bir Türk gencidir. Dans etmeyi pek sever ve yeni dansları yabancı hanımlar ona öğretmek için özel toplantılar bile düzenlerler. Ve bir toplantıda Lydia ile tanışır ve o andan itibaren, bu yumuk yüzlü, süzük gözlü, minimini elleri olan Lydia'ya önlenemez bir şekilde aşık olur. Lydia Şekip'le alay eder görünmekle birlikte küçük sinyallerle onun kendisinden kopmasını da engellemektedir. Bir naz bir naz sormayın gitsin.
Zamanla iki genç yakınlaşır. Şekip içten içten büyük bir aşk yaşamaktadır ki Lydia ailesi ile ülkesine dönmek için ani hazırlıklara başlar. Şekip'e de gelmesini söyler ama Şekip bir silkinir ve (burası beni çok şaşırttı, kitap boyunca valsle vakit geçiren, Lydia'dan başka bir şey düşünmeyen Şekip birden milliyetçi bir Türk genci oluyor) "vatan mahvoluyor, biz esaret zincirleri altındayız..." şeklinde konuşmaya başlıyor.
Bu şekilde kitabı anlattığım için kusura bakmayın, huyum değildir normalde ama tüm kitabın içeriğinden sonra sonu beni gerçekten şaşırttı. Şekip'in vatan sevgisi değil şaşırtan, kitap boyunca bu konu geçmemişken birden konunun buraya gelmesinden dolayı.
Bu kitap bana Osmanlı İstanbul'unun bu yüzü hakkında hiç bilgi sahibi olmadığımı gösterdi.
Yeni bir yorumda görüşmek üzere 💕

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi için yazmış olduğum yorumdur.

28 Mayıs 2020 Perşembe

Stefan Zweig - Korku

Merhaba,

Sabah 5.30'da kalkıp, balkonun camlarını açıp akasya  ve ıhlamur kokusunu derin derin içime çektim. Ve düşündüm. Son yıllarda ne güllerin kokusunu alabiliyordum, ne akasyanın ne de mis gibi adını bilmediğim otun, çiçeğin, ağacın. Sebep egzoz kokusu ile dolan burnumuzun koku algısı gittikçe azalmış. Şimdi haftanın tek dış aktivitesi markete giderken önce apartmanın bahçesindeki gül kokuları karşılıyor beni, sonra kentimizde bolca olan ıhlamurlar ve akasyaların kokusu bir meltem gibi usul usul geliyor. Buradan nasıl kitaba bağlayacağım tahmin etttiniz mi?

Evet korona virüsüne yakalanma korkusuyla evlere kapandığımız şu günlerde, hepimiz korku duygusunu çok yakından tanıdık, hissettik. Belki konu olarak bize uzak olan bir korku yaşıyor kitabın kahramanı ama  temel olarak korku ele alındığında neye karşı duyarsanız duyun hemen hemen aynı aşamaları yaşıyoruz. 

Irene önce panik oluyor, farkettirmemeye çalışsa da allak bullak oluyor, eli ayağına dolaşıyor. Sonra farkındalık yaşıyor, daha önce hayatında olan ama değer vermediği şeyler dikkatini çekiyor, aslında ne kadar güzel bir hayatı olduğunu bunu amaçsızca, savurganca yaşadığının farkına varıyor. Sonra çaresizlik hissediyor. Elinden akıp giden hayatı ve tutamamanın, düzeltememenin ızdırabını yaşıyor.

Ben bir son yazmıştım Irene'e ve o sona doğru hızla ilerlerken birden yazar beni şaşırttı. Hiç böyle bir son beklemiyordum doğrusu.

İnsan psikolojisinin yine derinlerine daldım bu kısacık kitapta. Kitap başka bir şey antlattı ben başka bir şey düşündüm. Yorumu yazarken bazen birinci çoğul şahıs kullanıyorum bunu farkettim. O kişi kim bilmiyorum🤣. Ama şunu söyleyebilirim her ne kadar @okuyan_kadinlar_kulubu #heraybirmodern etkinliği için okumuş olsam da tek okudum. Biz kimiz🤷‍♀️ arada kaçıyor yorumda tırsıyorum kendimden😱

Görüşmek üzere🥰

21 Mayıs 2020 Perşembe

Seçil Çömlekçi - Bizimkisi Bir Ah Hikayesi


Merhaba,

❤Bugün sayfamın konuğu kahkahası bol, ilaç gibi bir kitap. Seçil Çömlekçi'den Bizimkisi Bir Ah Hikayesi. 

💛Kızımız Bade, pek çok aşk acısı çekmiş, evliliğe bir türlü yaklaşamamıştır. Son sevgilisi Arda'yı tehdit ve baskıyla tam evlenme teklif etmeye ikna (!) etmiştir ki, kurulmamış yuvanın bozucusu birinin omuz darbesiyle Arda ve elindeki yüzük toz olup uçuverir. Şanssızlığın böylesi😱

🤎Bade kötü talihin sebebini düşünürken aileden birinin ah'ının ona miras kaldığına inanır ve araştırmaları onu ebesine götürür. Ve ebesinin torunu (ki bu kim söylesem çok şaşırırsınız, o yüzden söylemiyorum) ile konuyu araştırmak için köylerine doğru bir yolculuğa çıkarlar. 

💜Bu yolculukta Bade torun beyin gözünden başlayarak bütününe doğru bir fark edişe doğru ilerler. 

💚Çok sık yüksek sesle kahkaha attığımı fark ederek okudum. Ve daha çok güldüm. Çünkü Bade kesinlikle bunu yapar diye tahminde bulunabileceğiniz bir karakter değil, hatta başkası adına utanma huyunuz varsa Bade yaparken siz saklanacak köşe arayabilirsiniz.

💙Arada yer verilen bir iki olayla, aslında Bade'nin başkalarının acıları karşısında duyarlı bir birey olabildiğinin işareti verilmiş olsa da kendi söz konusu olduğunda o davranışlar, konuşmalar🤣

💕💕💕yazarımız @secilcomlekcii ye bu güzel hediyesinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Kaleminiz daim, bizim kahkahamız bol olsun.

Not: Tam bir yaz kitabı, sahiller haziranda açılacak deniyor, plaj çantanıza atıp, denizin tadını çıkarabilirsiniz sosyal mesafe sınırlarında🏖🌊😷🩱⛵

Görüşmek üzere 🤍🖤💙💚💜🤎💛❤ 

15 Mayıs 2020 Cuma

Lidya Nasman Kitapları


Lidya Naman Kitapları



Yazarın güncel yazılarına sitesinden ulaşabilirsiniz.

Lidya Nasman - Gölgelerin Güncesi


#1kitap3kapak

Konusu:

Bütün olan bitenleri ve gelecekte olacakları değiştirebilecek gücün olsaydı ilk neyi değiştirirdin? Kendini mi yoksa başkalarını mı? Cevap verirken cesur ol! Başına gelenlerden sen mi sorumlusun yoksa başkaları mı? Kimseye göstermek istemediğin bir yüzün var biliyorum. Benim de var.

Carl Jung kendimize sakladığımız bu karanlığa ‘Gölge arketipi’ diyor. Kendi içimizdeki çatışmayı ve bastırılmış kişiliğimizi temsil eden, aydınlığa çıkmasını istemediğimiz, herkesten saklamak için çaba sarf ettiğimiz karanlık tarafımız… Gölgemizi baskılayıp görmezden geldikçe, içimizdeki karanlık o kadar yıkıcı ve tehlikeli bir hal alıyor. Kendimizi görmezden geldikçe bir yabancıya dönüşüyoruz ve bunun farkına bile varmıyoruz. 

Ne yazık ki hayal ettiğin ve olmak istediğin kişi değilsin. Ben de değilim. Hiçbirimiz değiliz. Şimdi tekrar soruyorum. Bütün olan biteni ve gelecekte olacakları değiştirebilecek gücün olsaydı ilk neyi değiştirirdin? Sen düşünürken ben cevap vereyim. Hiçbir şeyi. Çünkü henüz gölgemle yüzleşecek cesaretim yok. Önce hiç peşimi bırakmayan karanlığımın adını koymam lazım. Kim olduğumu, neden dünyada olduğumu bulmam lazım. Sen de cevap verirken acele etme. Çünkü gölgenin adını koymak için önce içindeki seni kabul edecek cesaretin olması gerekir.


Yorumum:

Merhaba,

İlk kitabı Aklı Üç Karış Havada'da kurguyu ve anlatım tarzını çok beğendiğim @lidyanasman ın ikinci kitabı Gölgelerin Güncesi'ni bitirdim.

Kitap 3 ayrı kapakla piyasaya sunulmuştu. Ben kapağımı seçerek almadım. Zaten kitapları almadan arka kapağı okumadığım için (bitirince okuyorum), kapaktakiler kimdir bilmiyordum. Kapakta yer alan kişilerin kim olduğunu okuma yolculuğum sırasında öğrendim. Ama söylemeyeceğim. Bence sizde arka kapak okumayın ve kitabınız bir sürpriz olarak okurken ilerlesin.

Kitabımız bir polisiye roman. Komiser Kaan Baylem, karısı Sıla ve kızı Mısra'ya son derece bağlı biridir. Hatta ikisini bir arada tutan faktördür. Karısı halk arasında medyum olarak adlandırılabilecek bir ritülel mentördür ve küçük yaşta istimara uğramış ve bir türlü bunu tam olarak atlatamamış biridir.
Kaan Baylem ve ekibi bir süredir seri cinayetlerle ilgilenmekte ama ne olaylar arasında bir benzerlik, ne de katil hakkında bir ipucu bulabilmektedirler. Seri olduklarını bilmelerinin nedeni aldıkları e-postalardır.

Araştırmalar ve tesadüfler onları sonuca ulaştırınca acaba ulaşılan aydınlık onları mutlu edecek midir? Ya okuyucuları... Ayrıca "katili biliyorum" cümlesinden sonra kitabı biraz kapatıp düşündüm. Katil kim acaba diye? Bulamadım.

Yine Lidya Nasman'ın bu kitabında da kurguyu çok beğendim. Anlatım son derece sürükleyici ve tek üzüldüğüm nokta aslında kitap tam doyurucu olsa da ritüeller konusunda daha uzun yazılabilirmiş. Çünkü ben bu konuları çok merak ediyorum (ki daha önce yazara sorduğum bir sorunun cevabını bu kitapta buldum)

Ayrıca dünya, insanlar, insanların doğaya zulmü vb konularda bugünlerde sosyal medyada ve ben seyretmiyorum ama belki televizyonlarda sıkça duyduğunuz bu dünyanın virüsü insandır, insan doğayı kendi haline bıraktığında dünya kendini onaracaktır cümlelerine rastlamak, severek takip ettiğim yazarı biraz daha sevmemi sağladı. Çoğu insanın korona sayesinde varmış olduğu bu bilince zaten sahip ve koronanın adı bile bilinmezken (belki üretildiği laboratuvardan henüz kaçmamışken) yazdığı bir kitaba bu cümleleri sığdırabilmiş👏🏻👏🏻 Biliyorum 2. kitap henüz yeni ama ben merakla 3. kitabı bekliyorum.

Görüşmek üzere💕

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.

12 Mayıs 2020 Salı

Hüseyin Rahmi Gürpınar - Gulyabani


Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Hacer Er

Basım Tarihi: Şubat, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu:

Muhsine geçimini sağlamak üzere şehrin epey dışındaki bir köşke hizmetçi olarak gider. Bu “netameli” köşkün sakinleri arasında çalışanları ve delirdiği söylenen zengin hanımının yanı sıra türlü çeşit periler, yaratıklar, bir de gulyabani vardır. Muhsine, sonunda öldürülmek, delirmek, iyi saatte olsunlara karışmak ihtimalleri olmasına rağmen merakını susturamaz ve kapalı kapıların ardına geçer. Hüseyin Rahmi cin, peri, cadı gibi doğaüstü varlıkları konu edinerek masalın romana, romanın masala dönüştüğü bir teknikle halkın batıl inançlarını ele alır. Ve bizi bütün bu tuhaf yaratıkların, garip mahlûkatın ötesinde yaptıklarıyla daha şaşılası, daha acayip bir varlıkla tanıştırır: İnsanla. Baştan sona heyecanla okunan Gulyabani, o devir İstanbul halkını bütün özellikleriyle yansıttığı gibi bilmeceleri, tekerlemeleri, mahalli kelimeleriyle de Türkçenin en güzel örneklerini barındırır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944) 

Dönemini ve çevresini romanlarında yaşatıp, genç yaşlarından itibaren geniş halk kitlelerince sevilerek okunmuş Hüseyin Rahmi, edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerindendir. Kitaplarında İstanbul yaşamının özel inanışları, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, kadın erkek ilişkileri gibi konular halkın özgün konuşma biçimleri korunarak, çok defa gülünç, bazen hüzünlü olarak işlenir. Romanımıza “mahalli renk” ilk kez onunla girer. Yazarlık yaşamına 1883’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde başlar. 1896’da İkdam gazetesinde roman ve öyküleri tefrika edilirken üne kavuşur. Döneminin en çok okunan yazarı olur. Tüm kazancı yazarlıktan gelir. Bu sayede Heybeliada’da şimdi müze olan köşkünü alır. 1908 Meşrutiyet’inden sonra Ahmet Rasim’le Boşboğaz adında bir mizah gazetesi çıkarır. İlk soruşturmaya böylelikle uğrar. Gazetesi kapanır. İkinci kez Ben Deli miyim? romanıyla mahkemelik olacak ve yine beraat edecektir. Çoğu roman olmak üzere öykü, tiyatro, makale ve eleştiri türünde altmışın üzerinde kitabı bulunmaktadır. 


Yorumum:

Bugün @okuyan_kadinlar_kulubu ile okuduğumuz, okurken birbirimizi korkuttuğumuz ve beraber güldüğümüz bir kitapla geldim.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Gulyabani. Benim yayınevi tercihim günümüz Türkçesinden dolayı @isbankasikulturyayinlari oldu. Ama etkinliklerimize istediğiniz yayıneviyle katılabilirsiniz.
Kitabımıza gelince; Muhsine talihsiz bir evlilik yapmış kimsesiz bir kadındır ve işe ihtiyacı vardır. Annesinin bir arkadaşı ona sıkı ağızlı olması şartıyla bir konakta iş bulur. Ve dağlar aşarak kuş uçmaz kervan geçmez bir yere götürür. Ve Heidi'nin teyzesi misali Muhsine'yi orada bırakarak kaçar. Muhsine evin iki hizmetkar kadınından tekin olmayan ev hakkında uyarılar alarak, geceleri cinlerin, perilerin, tüylü ve gulyabanilerin cirit attığı konakta yaşamaya başlar.

Evin türlü cins sakiniyle karşılaştıkça "sana edecek bedduam kalmadı Ayşe kadın" diyerek annesinin arkadaşının sık sık kulaklarını çınlatır.

Fakat ne çare mecburen kilitli tutulduğu bu hayata uyum sağlamaya başlar ve periler bunu pek sever. Ah bununla kalsalar ya, kalmazlar efendim.

Neyse devamı kitapta diyor, tekerlemeleri çok beğendim diyorum. Hatta bir tanesini kendime uyarladım. "Benim adım dendenak... " okuyanlar devamını biliyor neyse. 😉

Türk klasikleri, özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar tavsiyemdir. Hiç sıkılmadan bir çırpıda okurken, o dönemin yaşantısına, düşünce tarzına bir kapı aralayacaksınız.
Görüşmek üzere 👻🤣

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.

Ahmet Mithat Efendi - Dolaptan Temaşa

Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Ömer Aslan

Basım Tarihi: Şubat, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu:

Ahmet Mithat’ın “Maksadımız yeniçeriliğin mevcut olduğu zamanlardaki eğlencelerin bazılarını anlatmak” diye bahsettiği Dolaptan Temaşa’da pek de bilmediğimiz yaşayışıyla bir dönemin kapıları aralanıyor. İstanbul’un mahalle kahveleri, “helva sohbetleri”, giyim kuşam ve âdetleri, hatta eşyasıyla... Kısa, ancak oldukça zengin içeriğiyle roman Behram Ağa, Dilber Leyla, Yeniçeri Zorlu Mustafa ve Paşalı Ahmet Ağa karakterleri arasında gelişen komedi ve gerilim unsuruyla bezeli, cinayetlere varan olayları konu alıyor.

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)

Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Mithat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmet Mithat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.


Yorumum:

Ekim 2019 itibariyle @okuyan_kadinlar_kulubu nün #türkklasikleriserisi kitabını okuyup bitirmiş bulunmaktayım.

İş Bankası Kültür Yayınları öyle bir hızla seriye devam ediyor ki, yıllardır okuyalım deyip ama bir türlü başlamadığımız Türk klasikleri bu sayede su gibi okunup gidiyor, niyeyse ihmal ettiğimiz edebiyat eserlerimiz kıymetini buluyor.

Kitabımıza gelince, ilk başlarda bu kitabın konusu nereye bağlanacak derken, birden şaşırtıcı bir şekilde olayların gelişmesi ile sonun nasıl geldiğini anlayamadan bitti.

Yıl 1826'dan önce çünkü o tarihte yeniçerilik kaldırıldığı ve kitapta bir yeniçeri olduğuna göre. Ve o dönemde sosyal hayatın kadınların evde oturup, erkeklerin gece hayatının ilginç detaylarını okuyarak bu kitapla aydınlanmış oluyoruz😖 Behram Ağa yağlıkçı (eskinin peçetesi) esnafından yaşını başını almış bir adamdır. Bir gün arkadaşları ile rakı içmek için bir Yahudi meyhanesine giderler ve biz bu arada dönemin yaşayış tarzı hakkında epey bilgi sahibi oluruz. Arkadaşları teker teker masadan kalkarak ona hesabı bırakıp kaçınca Behram Ağa kendine yapılan oyunu anlayıp, helva sohbetinin yapılacağı eve gitmeye karar verir. Bu arada helva sohbetleri gece geç vakit evlerine gitmek yerine erkeklerin toplanıp birbirlerine garip şakalar yaptıkları toplantıların adı😳 Ama Behram Ağa bilmediği bir mahallede olduğundan yanlış bir eve düşer (evet gerçekten yuvarlanıp düşüyor) ve esas olay burada başlar. Ahh o kedi yok mu kedi her şeyi o belli etti diyorum ve susuyorum😼

Esas kitabın son bölümünde güzel bir ders vardı. Sır tutmak. Günümüzde artık pek kalmayan, herkesin bak ben ne öğrendim ya da bak ben senin bilmediğin neler biliyorum diyerek kendilerine dertleşirken verilen sırları ortaya saçan insanların iki yüzlülüklerine ders verir nitelikteydi. Allah yolumuzu böyle insanlardan ayrı tutsun diyerek cuma duasını yaparak yorumuma son veriyorum.
Görüşmek üzere 🥰

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.