Ve Diğer Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ve Diğer Şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Mayalı Poğaça


Merhaba,

Mutfak maceralarımı daha önce özetlemiştim. 30 yaşa kadar mutfakta malzemelerini annemin hazırladığı çorbayı karıştırmak, içini annemin hazırladığı dolmayı sarmak, hamurunu ve açmasını annemin hazırladığı mantıyı kapamak dışında bir işlevi olmayan annemin yoğun zamanlarında devreye soktuğu bir nevi otomatik yamak gibi bir şeydim. Bu yemekler nasıl yapılıyor, içine ne giriyor, ne ben sorardım ne annem anlatırdı.  

Sonra hayat beni doğduğum şehir Ankara'da bir otelde Ön Kasa Şefiyken önce Ağrı'ya öğretmen olarak gönderdi, kendi evimde yemek yapmaya başladım. Sonra evlendirdi. Misafirlerime omlet kıvamında kekler ikram ettim (neden ikram ediyorsun, yenisini yap değil mi). Sonra bir meslek lisesinin mutfak atölyesinde öğretmen olarak atadı (o sırada artık geneli el işine dayalı, bir blogda yemek tariflerine de yer veriyordum, şimdiki gibi).

Sonuçbugün mutfağa girdiğimde %90 başarılı olurum. %10 luk kısmı nazar payı bıraktım.

Bugün bir poğaça tarifi vereceğim. Aslında benim klasik tarifim yumuşacık olmasından ve kolay yapılmasından dolayı Sodalı Poğaça'dır. Onun burada tarifi yok, daha sonra yazarım. Buraya da link atarım. Ama malum koronadan dolayı sadece haftada bir market alışverişi yaptığımdan bir şişe sodayı saklamıştım poğaça yapmak için. Kızım da onu bulup içmiş, bir mayala yan yana durduğu halde. Bende poğaça yapmak için o kadar şartlandırmışım ki kendimi, alternatif tarif arayışlarına girdim. Öncelikle tariftekinden farklı davrandığım için kendi uyguladığımı vereceğim, sonuçta başarılı bir sonuç aldım. Aslında tarif hep ikinci planda önemli olan teknik diyorum.

Aşağıdaki tarif orijinal tariften farklıdır, ölçüler azdı, çoğalttım, bazı yerleri kendime göre tamamen farklı yaptım. 

Malzemeler ve Yapılışı: (malzemeleri oda sıcaklığına gelmeleri için önceden buzdolabından çıkarınız)

Ön Mayalama (bu mayalama şekli son iki yıl sanırım  karşıma çıkan bir teknik, varsa bile eskiden yazmıyorlardı, ilk kim yazdıysa sağ olsun)

1,5 çay bardağı ılık su,
1 paket instant maya 
1,5 yemek kaşığı şeker bir tel çırpıcı yardımıyla maya eriyene kadar karıştırılır

Maya eriyince yaklaşık 1,5 çay bardağı un kontrollü olarak bu karışıma eklenir ve kek kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak, üstü kapatılır.

15 dakika mayanın aktifleşmesi için bekletilir. 

(Ben kapaklı mayalama kabı kullanıyorum, son derece pratik oluyor. Mutfakta olması gerekenlerden).

İkinci aşama:

-75 gr tereyağını tavada çok ısıtmadan eritelim (hatta kaynayan bir suyun üzerinde benmari gibi eritilebilir)
- Tereyağının içine 1 çay bardağı sıvı yağ
-1,5 çay bardağı süt
-2 yemek kaşığı yoğurt
-2 yumurta akı, bir yumurta sarısını (1 yumurta sarısını üzeri için ayırıyoruz) ekleyip karıştıralım ve mayalı karışımla karıştıralım (silikon ya da tahta spatula ile) 
(burada bir püf noktası söyleyeyim karışım una doyma noktasına gelene kadar elinizle yoğurmaya hiç gerek yok, spatula ile yapabildiğiniz yere kadar devam edin)

- Aldığı kadar unu kontrollü bir şekilde ilave edin, 

- İlk un eklemesinden sonra 1 tatlı tuzu ilave edin. (ben tuz ve mayayı direk karşılaştırmıyorum hamur işi yaparken unun arasında çaktırmadan ilave ediyorum)

Ele yapışmayan güzel bir hamur oluyor. Bu hamuru üzerini kapatarak en az 40 dakika mayalıyoruz.

Şekillendirme:

İç harcını ben beyaz peynir olarak kullandım, tercihinize göre farklı harçlar kullanabilirsiniz

Öncelikle hamurdan istediğiniz büyüklükte bezeler alarak tezgahınıza hepsini hazırlayın

Sonra bezelerinizi elinizde hafifçe açarak iç harcınızı koyun ve şekillendirin (ben yuvarlak yaptım ama piştikten sonra fark ettim ki pastane poğaçası şeklinde şekillendirmeye yakışacak bir hamurmuş.

Tepsi konusunda bir ara not düşmek istiyorum. Eğer yapışmaz tepsilerden kullanıyorsanız yağlı kağıt kullanmaya gerek bile yok, yağlı bir hamur. Yapışmıyor. Ben bir tepsiyi yağlı kağıtla, birini direk kullandım. Sonuç aynı.

Hepsini şekillendirdikten sonra ayırdığımız yumurta sarısına biraz hafifletmek amacıyla 1 tatlı kaşığı yoğurt koyarak hafifçe karıştırıyoruz ve bir fırça yardımıyla poğaçalarımızın üzerine sürüyoruz. 

Bir 30 dakika tepsi mayası yapıp önceden ısttığımız fırınımızda 200 derecede pişiriyoruz. Dakika tutmadım herkesin farklı fırın randımanı var benimkinde yaklaşık yarım saat. 

Kolay gelsin, afiyet olsun. 

5 Mayıs 2020 Salı

Perişan Kurabiye


Bu eskiden de yaptığım bir tarifti, artık ölçüleri azaltarak yapıyorum. Zaman içinde ayarları ile biraz oynadım, yani kendi yorumumu kattım. Bu tarife tadını veren tereyağı doğrusu. Margarinle o kadar hoş olmuyor.

Malzemeler: (oda sıcaklığında)

- 100 gr. tereyağı,
- 1/2 çay bardağı sıvı yağ,
- 3/4 su bardağı pudra şekeri,
- 1 yumurta
- İstenilen miktarda damla çikolata (ya da üzüm ya da ceviz)
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- Aldığı kadar un
Ve bir tutam sevgi... Olmazsa olmazı...

Yapılışı:

(Not: Son dakikalara kadar kaşıkla karıştırdım, en son un miktarı uygun miktara gelince elimle yoğurdum.)

- Önce yağları ve pudra şekerini karıştırın.
- Yumurtayı ekleyin, karıştırın.
- Sonra azar azar unu eklemeye başlayın.
- Bu aşamada kabartma tozu ve vanilini ekleyin.
- Una doyduktan sonra yardımcı malzemeniz ne ise ekleyin (ceviz, çikolata, üzüm vb)
- Hamura elde şekil vermeden ya da kalıpla şekillendirmeden, parçalar kopararak tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış fırında pişirin.

Not: Kullandığınız kuruyemişleri önceden tavada tazelerseniz daha lezzetli olacaktır.

ve

Malzemeler oda sıcaklığında olmalıdır.


Kurabiye ve keklerde damla çikolata kullanmıyorum. Normalde özellikle Nestle kare çikolata alırım ama evde bunlar vardı. Hediye gelmişti. Paskalya yumurtası olanlar çikolataya pek benzemiyor ama diğeri Nestle'yi aratmadı. Çok az vardı ondan zaten. Yemiş olabiliriz:)


Şekil vermeden koparıp bırakıyoruz. Yağlı kağıdı bilerek buruşturuyorum. Fanlı pişirirken uçup üstüne gelmesin diye. 

Kolay gelsinnn. 


30 Nisan 2020 Perşembe

Sütlaç


Bu tarifi 2009'dan beri yapıyorum. Asıl tarifte kendime göre değişiklikler yaptım ve beni hiç yarı yolda bırakmadı. Gözünüz kapalı deneyin derim. 

Malzemeler:

- 1 litre süt + 1 su bardağı süt
- 1,5 çay bardağı pirinç,
- 1 litre su,
- 2 yemek kaşığı pirinç unu (nişasta da olabilir),
- 1 su bardağı toz şeker (biz çok tatlı sevmiyoruz, miktar isteğe göre çoğaltılıp azaltılabilir),
- İsteğe göre bir paket şekerli vanilin (ben seviyorum)

Yapılışı:

- Pirinçleri yıkayınız,

- 1 litre suyu ateşe koyunuz ve pirinçleri ekleyiniz.

- Pirinçler uzayıp bıraktığı suyu çekene kadar pişiriniz (dibinin tutmaması için sık sık karıştırılmalıdır).

- 1 litre soğuk sütü ekleyiniz.

- Bir iki defa karıştırarak kaynamasını bekleyiniz.

- Bir kasede pirinç unu ve 1 su bardağı sütü karıştırınız.

- Pirinç unu + süt karışımını tencereden alacağınız kaynamış süt ile yavaşça ılıtınız.

- Pirinç unu + süt karışımını tencereye yavaş yavaş ekleyiniz, bu aşamadan sonra sürekli karıştırarak pişirilmelidir, yoksa dibi tutar.

- Yaklaşık 10 dakika sonra yani sütlacımız kaynayınca şekeri ve vanilini ilave ediniz (sütlacın şekeri sonda konulmaktadır).

- 1-2 taşım kaynatınız, kaselere bölüştürülerek soğumasını bekleyiniz.

Sütlacın soğumasını beklerken yapılacak en güzel şey nedir? Hayat kitapla güzel... desem :)

Not: Yemek yaparken hep iyi bir ruh halim olsun isterim. Sıkıntılarınız varsa da zihninizi boşaltın, yemek yaparken iyi ruh hali gelecektir.

28 Nisan 2020 Salı

Güzel Bir Kek Yapalım Mı?


Merhaba,

Bugün bir kek tarifi yazmayacağım buraya. Ama bir kek yaparken dikkat ettiğim ve zaman içinde edindiğim kendimce kurallardan bahsedeceğim. Kendimce kurallarım çoğu zaman televizyon programlarında, yemek kitaplarında ya da uyguladığım tariflerde edindiğim tecrübeler.

Kek yaparken tecrübe ne oluyor demeyin. Uzunca anlatırım. En sevdiğim şey zaten anlatmak.

Ben kendi kek tarihçemi anlatarak başlayayım. Ailemin evinde yaşarken annem bizi pek mutfağa sokmazdı. Mutfağa ancak annemin acelesi varsa, çorba karıştırmaya, yaprak sarmaya, mantı kapamaya çağrılırdık. Ya da sarımsak ayıklamak turşu zamanı. Ama çok becerikli sevgili annem hiç yapım aşaması vs bize anlatmazdı. Sadece getir götür, ayağımın altında dolaşma kısmı vardı. 

Sonra öğretmen oldum. Ve Ankara'dan taaa Ağrı'ya atandım. Ve bekar olduğum dönemde fırınım yoktu. İki yıl kendi yemeğimi yaptım, tertipli düzenli bir şekilde yaşayıp gittim. Hobi olarak ev temizlemeyi edinmiştim kendime ve çok severek yapıyordum.

Sonra evlendim ve eşimin iş çevresi akın akın gelmeye başladı. Haydi pasta börek. Ama nasıl? Bilmiyorum bu konuda bir şey. İnternet bu kadar gelişmiş değil. İnternette bu bilgileri bulup bulamayacağımı bilmiyorum bile. O derece internet cahiliyim. 

Bu kısımda küçük bir anı anlatayım. Kalabalık bir misafir grubu gelecek (3 aile, en az 3 çocuklu her aile, ev bir oda bir salon). Annemi aradım kek tarifi istedim. İki halamla oturuyorlarmış. Bu arada mini fırın aldım, halamın fırınının aynısı, tarifleri birebir kullanırım diye (becerikli bir ailenin beceriksiz kızıydım). Tarif verildi sorun yok. Biri diyor soğuk fırın, biri ılık, biri sıcak. Karar verin ama dedim. Ve benim kek fiyasko oldu. 

Şu an geldiğim noktayı yazmak isterim, senden mi tavsiye alacağız demenizden önce. 20 yıl önceydi bu yazdıklarım. Daha sonra iyi kötü idare ettim. Hatta Tokat'ta çok yardımsever iş arkadaşlarım vardı, çok yardımcı oldular. Bu konuyu daha sonra merak ederseniz anlatırım. Yeni geline tavsiyeler olabilir başlık :) Ve bundan 10 yıl önce belki biraz daha fazla, yan branşımdan ders verdiler bana. Yiyecek İçecek. Evet yanlış okumadınız. Ama yine şanslıydım ki iş arkadaşlarım (yani öğretmen arkadaşlarım yine çok yardımcıydı, huyumuz kurusun öğretmenlerin kanında var bu). Bu arada Van'dayız artık. Ve ben gece gündüz teknik öğrenmeye çalışarak evde ders çalıştım. 

Rahmetli Cemal Türkan'ın kitabından çok faydalandım. Evde yapıp, okulda öğrencilere anlatıyor, uygulama yaptırıyordum. O yüzden tariften değil teknikten gitmenin faydasına inanıyorum.

Bir kek kalıbına bakınca kaç yumurta alır diye düşünüp ona göre kalıba uygun tarifi yapıyorum. Genelde keklerim başarılı. Ve yukarıda fotoğrafını gördüğünüz keki biz kızımla sevmedik, neden ben eski bir tarifimi uyguladım orada. Demek ki tarifler değişir.

Gelelim şu an aklıma gelen püf noktalarına:

- Öncelikle tüm malzemeler oda sıcaklığında olmalıdır. Son dakika mı aklınıza geldi. Yinede bir yarım saat çıkarın dışarıda dursunlar, o arada başka bir işinizi halledin.

- Kek hamuru fırının ısınmasını dışarıda beklemez. O yüzden yumurtaları kırmadan önce fırınınızı çalıştırın ve öyle yapmaya başlayın. Siz keki yapana kadar uygun sıcaklığa gelecektir. 

- Bulduğunuz tarifler kek kalıbınıza uygun olmayabilir. O yüzden sizin kek kalıbınızın ölçüsünde tarif bulmaya çalışın.

- Yumurtaları kırdınız, bir fiske tuz atın içine, daha çok kabarma sağlayacak ve kekin şekerli tadını daha ön plana çıkaracaktır.

- Hep aynı yönde karıştırın. Bunu televizyonda bir şef söylemişti ve kitabında da öyle yazıyordu. Şimdi bakıyorum karman çorman karıştırıyorlar, bence aynı yönce karıştırılmalı.

- Kuruyemiş kullanacaksanız önce bir tavada tazeleyin hafifçe.

- Kuru meyve kullanacaksanız iki şeye dikkat etmek gerekir, birincisi unu az olursa dibe çöker, ikincisi kuru meyveleri önce yıkayıp, kurulayıp unlarsanız dibe çökmez.

- Soda bence kekte çok hoş durmuyor, sodalı kek tariflerini eskiden severek yapardım ama şimdi sevmiyorum.

Bu arada telefon geldi, kaptırıp yazmışım ve bundan sonra ne yazacağımı unuttum. Aklıma gelirse yazıyı güncellerim. 

Görüşmek üzere. 

18 Nisan 2020 Cumartesi

Kırmızı Mercimek Köftesi




(Vaktiniz varsa birkaç saat önceden ıslatın, çıt çıt açılsınlar)


Merhaba,

Tariflerden gidiyorum gibi geliyor size değil mi?

Aslında hiç öyle değil. Eski gönderilerimi güncelliyorum arka planda. Yeniden paylaşmıyorum çünkü google daki yerini kaybetmesin diye. Bir kere yaptım, sıfırladım öyle çünkü. Yanlış biliyorsam düzeltin. Aklıma gelirse güncellenme tarihini yazıyorum, gelmezse kalıyor. 

Neden güncelleme, çünkü ben genel olarak kitap seri bilgileri veriyorum, yeni çıkan kitaplara çok geçiş yapamadım. Neden? Çünkü çok kararsız gidip gelişler yaşadım. Ve bir türlü günceli yakalayamadım.

Önce blogum vardı. Blogcuda eşim açmıştı sürpriz olarak. Özden Ak idi adı. İçime sinmedi. Herkesin değişik değişik isimleri vardı benim adım soyadım. Ama pişmanım. Güzel isim. (Yıl 2005 sanırım ve şu anda nette bulamadım o blogu)

Sonra düşündüm taşındım Dendenin Yörüngesi diye isim buldum. Niye içinde her şey olacaktı.Virüs bulaştı diye sürekli mesaj gelince kapatmak zorunda kaldım (bu blogu daha sonra isim olarak almak istedim, kullanılmaz dedi, şimdi kaldırıldı diyor. Yıl 2007 sonrası)

Sonra bloggerda değişik bloglar açtım. Kitaplardan Haber Var mesela. Kapattığım için pişmanım. Oradan devam edebilirdim. Güzel bir hareketliliği vardı. 

Sonra buraya geldim. Adını il zamanlar sadevesevimli koydum, yani ben. Sonra içime sinmedi Hayat Kitapla Güzel oldu. Aktif oldum mu hayır. Ama arada geldim iki tıngırdattım gittim.

Sonra instagramda kişisel hesabım dendenak üzerinden kitap resimleri atmaya başladım. Epey sonra yorum eklemeye başladım ki o arada kuruluşundan itibaren içinde yer almış olmaktan çok gurur duyduğum Okuyan Kadınlar Kulübü instagram üzerinden başladı. 

Sonra baktım instagramda yeni özellikler geliyor ve ama benim hesabıma gelmiyor o özellikler, deneme olarak bir hesap açtım, baktım onda var bu özellik. Gönderileri hikayeye atma özelliği. Hikayelerde sabitleme özelliği ile sınıflara ayırmak isteği içinde olduğumdan biraz kıvrandım baktım olmuyor. Gözümü kapatıp taşıdım hesabı. Bu arada kişiselden dönüşen hesabım 2.500 takipçi olmuştu ve yapma diyenler oldu. Ama bu beni durdurmadı. Dendenin Yörüngesi'ne taşındım.  

İlk yıl sadece kitap olarak gittim. İş yoğunluğu vs. ilk açışta düşündüğüm yeniliklere yer veremedim. Ama bu ismi ilk düşündüğüm zaman (2007) düşüncem neyse yeni yeni yapabiliyorum.

Bu günlük bu kadar. Kırmızı Mercimek Köftesi tarifi görselde. Buraya iletişimsiz hayatımın iletişimini bıraktım gidiyorum.

Görüşmek üzere.

Not: Bu arada iki yıl .com adresinde yazmam varki, neden diyorum kendime, mis gibi ücretsiz bloglar varken🥰 şimdi .com bağlantılı olanı kapattım ve uzantısı wp olan kaldı. Ama güncellemiyorum. Çünkü kullanımı buradan daha zor. Blogger bana göre daha kolay. 

15 Nisan 2020 Çarşamba

Keçi Patisi


Merhaba,

Bugün bir misafirim var. Ama sadece bloguma. Sosyal izolasyondayız merak etmeyin. Instagramdan ve Okuyan Kadınlar Kulübü'nden arkadaşım Duygucan Yirtiksayfa. Kendisi kitaplar hakkında spoiler vermeye bayılır ve evde kaldığımız bu günlerde mutfakta harikalar yaratıyor. 

Dün ben pişi tarifimi yazdım deyince benim keçi patilerimide yaz dedi hemen tarifi ve fotoğrafı gönderdi. 

Tarife geçiyorum.

Malzemeler:

Normal bir su bardağı kullanılmıştır.

2,5 su bardağı un
1 su bardağı yoğurt
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı tuz

Kızartmak için yağ

Yapılışı:

Yoğurt ve sıvı yağı çırparak karıştırın. 

Kabartma tozu ve tuzu ekleyin.

Unu azar azar pürüzsüz bir hamur elde edene kadar ekleyin. Unu mutlaka eleyerek kullanın ve unun kalitesine göre kullanılan miktarın değişeceğini unutmayın.

Yağı kızdırın.

Hamurdan parçalar koparıp, silindir haline getirin ve V şekli vererek kızgın yağa atın, altın rengi olana kadar kızartın.

Afiyet olsun. 

Not: Duygucum ters V demiş. Fotoğrafa baktım çözemedim tersi ile düzü arasındaki farkı :)

Görüşmek üzere.



14 Nisan 2020 Salı

Kazakistan Pişisi


Merhaba,

Biraz içimi döküp tarife geçeceğim. Aslında amaç içimi dökmek sanırım.

Bolca isim değiştiren blogum en son bu isimle yoluna devam ediyor. Hayat Kitapla Güzel. Ama ben bu ismi aldıktan belli bir süre sonra bundan da bıkmıştım. Çünkü her söyleyişte içimden aile, sağlık diye daha öncelikli kıymetlilerim geçiyordu. Ama bu blogumun adı her zaman diğerleri tam olunca tadı olan bir şey. Hayat Kitapla Güzel ama ailen yanındaysa (son iki yıldır eşimin gurbette olması), Hayat Kitapla Güzel ama ah bu pandemi olmasa.

Korona salgını başladığı günlerde akupunkturla zayıflama, migren, vertigo için doktora gidip gelmeye başlamıştım ve dünya korona haritasını ilk doktorun bilgisayarında görmüştüm. Yanlış hatırlamıyorsam rakam 42 bin civarıydı. Ve günlerden cuma idi. Yine yanlış hatırlamıyorsam pazartesi okula gidince (nöbetçiydim) boş dersi olan bir sınıfta bu haritayı akıllı tahtadan açtım ve rakam 70 binleri geçmişti ve öğrencilere hem virüsü anlatıp, sayının birden iki günde hızla arttığını söylemiştim. Şimdi dünyamızın geldiği nokta iki milyona yaklaştı. Göre göre bu noktaya geldik. Elimizden bir şey gelmiyor. 48 yıllık hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum. Daha önce virüsler çıkmadı mı ortaya, çıktı. Domuz gribi, kuş gribi, ebola duyduk hep. Ama evinizden çıkmayın diye günde onlarca kez şehir anonsu yapılıp, televizyonda hep aynı uyarı dönecek şekilde bir salgın ilk defa gördüm, görüyoruz.

Bir bilim kurgu filminin içine sıkışmış gibiyiz. Kahraman bir grup bizi kurtarsın diye bekliyoruz. Bizim kahraman grubumuz doktorlarımız, hemşirelerimiz, paramediklerimiz, sağlık çalışanlarımız ve bilim insanlarımız. 

Konfor alanımız evlerimiz birden hapishanelerimiz oldu. Her gün işe gidip akşamları kendimizi zar zor, yorgun argın içeri atarken, hafta sonları şöyle ayağımı uzatıp rahatça oturayım isterken (ama evde kaldığımız o günlerde hafta içi biriken ev işleriyle uğraşırken) birden dört duvarımız arasında sıkışıp kaldık. Çaresizce. 

Üstelik dışarıda hala akıp giden bir hayat var. Ben markete bile öteleyerek giderken, evine ekmek götürmek için çıkıp çalışanlar var. 

Bugün bu kadar. Tarife geçmeden önce maya konusuna geleyim. Dediğim gibi okullar tatil edilmeden bir süre önce diyetteydim ve glutensiz beslenme tavsiye edilmişti. Evde gluten içeren besinler yoktu. Maya yoktu, kabartma tozu yoktu. Okullar tatil edilince annem (bizi ziyarete gelmişti) marketten bakliyat, un vs birer paket alıp eve atmıştı. Normal bir alışveriş gibi. Stok diye bir şey değil yani. Neyse maya bulamamış, bende o günden beri markette maya bulamadım hiç. Ve geçen gün dolabı toparlarken 1 paket mayanın kutunun dibinde kalmış olduğunu gördüm. 

Nerede kullanacağıma karar verememiştim ki, bu sabah kalkınca Çernobil'de orman yangını (birkaç gündür biliyordum) ve 15'inden itibaren Marmara Bölgesine hava olayları görünce, glutensiz beslenmek buraya kadar, o son paketi kullanayım dedim ve you tube da görüp aklıma not ettiğim Kazakistan pişisini yapayım dedim. Bu arada Trakya'da pişiye lokma deniyor, biz İç Anadolu insanı mayalı deriz. 

Gelelim tarife:

(Bir dönem okulda yan branşım yiyecek içecek derslerine girdim, o yüzden açıklayıcı yazmaya çalışacağım)

Ön hazırlık: 

Normal bir su bardağı ile

- 1 bardak ılık süt
- 1 bardak ılık su
- 1,5 yemek kaşığı toz şeker (orijinal tarifte 2 yemek kaşığı ama bence çok şekerli olmuş tadı)
- 1 paket instant maya (ben Dr. Oetker kullandım)
- 1 bardak un (elenmiş olursa daha iyi olur)

Bu malzemeler elde tel çırpıcı ile çırpılıp, ağzı kapatılarak en az 15 dakika oda sıcaklığında bekletilir. Maya bu esnada ılık malzemeler ve şekerin etkisiyle aktifleşip, çoğalmaya başlayacak.

İkinci aşama:

Ön hazırlıkla aktifleşen karışımın içine (yukarıdakinden bahsediyorum), 

- yarım çay bardağı sıvı yağ
- 1 yumurta
- 1 tatlı kaşığı tuz
-ve yumuşak ve pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar azar azar eklediğimiz aldığı kadar un. 

İlk üç malzemeyi ekleyip, unu azar azar eleyerek ekleyiniz. Hamur ne zaman toparlanıp ben oldum der farkına varırsınız zaten.

Bu hamurumuzu yine üstünü örtüp en az yarım saat dinlendiriyoruz. (Öneri: ben kapaklı bir hamur kabı almıştım, hamuru bunun içinde hazırlayıp dinlendirme aşamasında üstüne buzdolabı poşetini bir tarafından keserek tek kat yapıyorum ve hamurun üstünü örtüyorum. Kabın kapağını kapatıyorum. Bu işlemden sonra buzdolabı poşetini atmayın lazım olacak).

Üçüncü aşama:  

Artık elimizde mayalanmış bir hamurumuz var. Bu aşamada tekrar yoğuruyoruz. Hamur bozulmuyor, korkmadan yoğurun. Tezgaha un dökerseniz yapışmayı önlersiniz. Daha sonra hamuru açıyoruz (ben merdane kullandım, oklava da olur)  ve çay bardağının ağzıyla kesiyoruz. Benim kurabiye kalıbım vardı, onunla yaptım. arada kalan hamuru tekrar toparlayıp, açıp, tekrar kesiyoruz. Kestiğimiz parçaları üzerini örterek (o buzdolabı poşetini biraz önce atmadınız umarım) 15 dakika daha bekletiyoruz.

Son aşama: 

Yağımızı kızdırıyoruz. Orta ateşte (hızlı ateş olursa içi pişmez) hamurlarımızı pişiriyoruz ve en son yiyoruz. :)

Afiyet olsun. 

Not: İçine bolca sevgi katın.

27 Şubat 2020 Perşembe

Elmalı Yulaflı Atıştırmalık

Merhaba,

Fotoğraf farklı geldi değil mi?

Yanlış yerde değilsiniz, ben hala dendenin yörüngesiyim (instagram adım) ve ilk yılın bitiş gönderisinde belirttiğim gibi, günlük hayatımın ufak tefek farklı yönlerini bundan sonra paylaşmak istiyorum.

Neden mi? Öncelikle hesabımı taşırken özellikle kitaplı bir ad almadım ki bu paylaşımlarımda arada yer alsın. Fakat biraz çekinmekten, biraz yeni olmaktan ve tam olarak aklımda oturmamış olmasından, bugüne kadar paylaşmadım.

Neden şimdi? Bir aydır, uzun zamandır ihmal ettiğim bir konu hakkında hayatımda uygulamalar başlattım çünkü. Sağlıklı yaşam, kilo vermek, akupunktur gibi. Olumlu sonuç aldığım için mutfak kültürümü nasıl farklılaştırdım minik minik arada paylaşacağım.

Tariflerin çoğu yulaflı olsa da, kırmızı ve yeşil mercimekte bolca kullandıklarımdan. Kısacası glutensiz hayat. Gelelim elmalı yulaflı muffin tarzı bir değişik atıştırmalıklara. Önceden söyleyeyim yulaf çok çabuk bayatlıyor ama bir tanesi mide kazınmalarına son veriyor bu muffin tarzı şeylerin🤣 (ney bu biledim)

Malzemeler: 

🍎🍎
1 bardak kuru üzüm
1 bardak yulaf ezmesi ya da benim gibi meyveli müsli
1/2 çay bardağı süt
1 çay bardağı çekilmiş ceviz
3 yumurta
Tarçın, vanilin
(düşündüm de sanırım kabartma tozu da kullandım😬)

Yapılışı: 

Elmalar soyulur küp küp kesilir ve tüm malzemeler karıştırılır. Yulafın yumuşaması için 10-15 dakika bekletildikten sonra önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında pişirilir. Kek kağıdını kalın modellerden kullanmak gerek, inceler yapışıyor çünkü.

Afiyet olsun. (Tarifi netten bulup uyguladım ama birebir uygulamadım. Sonuç diyet durumlarında hiç yoktan iyidir😬, glutenli yiyorsanız mis gibi elmalı kek yapın🤣)

#glutensiz #glutensizhayat #glutensiztarifler
#glutensizbeslenme
#yulaflıtarifler #elmalıyulaflı

11 Haziran 2018 Pazartesi

Daisy'nin Kayboluşu ve Bulunuşunun Hikayesi


Bugün kitaplardan değil kedimizden bahsedeceğim bir yazıyla geldim. 

Yazmak, yazmamak arasında çok düşündüm. Aslında istediğim yazmak ama böyle bir hatayı nasıl yaptım bir türlü akıl sır erdiremediğimden itiraf etmek zor geldi biraz.

Daisy bizim evimizin bir ferdi. Kedi olur kendileri ama bildiğiniz hizmetinde üç kişinin pervane olduğu bir pamuk prenses. Yatağını bizimle paylaşır (!)(Kesinlikle bizim yatağımız değil orası). Yemek kabı istediği zaman doldurulur. Gecenin dört olması sadece küçük bir ayrıntıdır onun için. Kapıların kapalı olması yasaktır. Suyunu elden içer, akan musluk önünde. 


Geldiğinde o kadar küçüktü ki, bizim gözümüzde hep öyle kaldı. Ama doğanın bir kediyi çok çabuk büyüttüğünü göz ardı edemedik. Bir yaşına basmadan biraz önce büyüme belirtilerini gösterdi. Ve kısırlaştırma ameliyatı yaptırmaya gönlümüz istemeye istemeye razı olduk. Bu ameliyat onun sağlığı için gerekliydi. 

Ama cahil olduğumuz bir nokta bunun değişik yöntemlerle yapılıyor olduğunu bilmememiz ve ameliyatı yapan veterinerin bizi bu konuda bilgilendirmemiş olmasıydı (Bazı veterinerler iki yumurtalığı, bazı veterinerler tek yumurtalığı alıyorlarmış. Daisy'nin ameliyatını yapan veteriner tek almış ve bizi bilgilendirmedi). Ameliyat ve sonrası biraz sıkıntılı geçse de sonunda Daisy'miz iyileşti ve günler eski haline döndü bir süre için. 



Sonra Daisy yine böyle bir döneme girdi. Evde yüksek seslerle miyavladığı için biraz hava alsın diye eşim iş yerinin bahçesinde gündüzü geçirmesi için (hangi akla hizmet böyle düşündük bilmiyorum, benim bahanem var migren ağrısı vardı ve çok düşünebildiğim söylenemezdi) kafesiyle beraber götürdü. Akşam gelirken geri getirecekti. Planımız buydu. Üstelik beş gün sonra küçük prenses rahat yolculuk yapsın diye hafta sonu yazlığa annemin yanına götürecektik özel aracımızla. 


Sonuç Daisy bahçede dolaştı. Eşim dönerken kafesine koymak isteyince onun ellerini iyice tırmalayarak koşarak kaçtı. Peşinden koşmak, seslenmek kar etmedi ve gözden kayboldu. Kaybolduğu gün dahil günlerce aradık, eşim iş arkadaşlarına da söyledi. Her gün sorduk insanlara gördünüz mü? Hayır. Hayır. Hayır.

Kedilerin evlerine geri döneceği söylenir hep. Kaybolduğu yer şehir dışı. Yöneticinin biraz söylenmesine rağmen apartman kapısını günlerce açık bıraktık. Ama yazlığa gitme vakti geldi.  Okulu tatile girmeden bir hafta önce (tek izin alabildiğimiz zaman buydu işlerimizden) kızımızı, gelseydi Daisy'i de götürecektik. Daisy gelmeyince bir haftadır arabada bizimle gezen kafesi artık kırılan umutlarımızla beraber çıkardık. Evde kalan mamaları apartmanın bahçesinde kalan kedilere verdik ve yola çıktık. Pazar günü döndük. İlginç olan eşiğimizde kocaman bir kelebek ve bir o kadar büyük sinek ölüsü bizi bekliyordu. Eşime Daisy mi bıraktı acaba bunları. Biz yokken geldi, bizi bulamadı, dedim. Buna da inanmak istedim aslında. Eşim yorum yapmadı. Tahmin ettim aslında aklından geçenleri ya neyse.

Bu arada market, yönetici, komşular ve benim öğrencilerim kedimizin kayıp olduğunu biliyorlardı. Hatta öğrencilerime bana instagram hesabımdan mesaj atın bulursanız dedim. Ama artık umudu kesmiştim. 

Ve  onüç gün sonra bir resimli mesaj geldi. "Hocam kediniz bu mu?" Ne yazık ki instagramdan gönderildiği için ve tekrar oynat özelliği konmadığı için fotoğraf silindi gitti ama hep hafızamda kalacak. Büzüşmüş, grileşmiş, patileri çamur içinde, gözlerindeki neşe sönmüş bir kedi var fotoğrafta. Ve evimizin çok yakınında. Öğrencime "hemen geliyorum" dedim ve Daisy'nin battaniyesini kaptığım gibi yağmurda uçarak yanına gittim. 

 Gözlerime bakmadı. Ama onu bulan öğrencim ve annesine sanki teşekkür eder gibi çok miyavladı. Belki de beni şikayet etti. 

Veterinere gidiş, kapsamlı muayene, iç dış parazit ki pirelenmişti, besin takviyesi şurup (bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için), bir de tüylerinin eski güzelliğine kavuşması için malt. Dört gün oldu geleli ve ben onunla ilgilendiğim için buraya da pek uğrayamadım. Öncesi moral bozukluğundan gelememiştim. Şimdi (bayağı zayıflamış ama) iyiyiz. Biraz daha bana bağlı hale gelmiş yalnız. Gözünün önünden ayırmıyor, sürekli seviyoruz (veterinerimiz tavsiye etti ama hiç gerek yoktu zaten).

Ben Daisy'nin bulunuşunu mucize olarak görüyorum. 
Küçük bir yerde yaşamamızın avantajını gördük bu olayda. 
Uzak bir mesafeden evini buldu.
Belki düşündüğüm gibi biz yokken geldi ve bizi bulamayınca
süt ürünleri satan bir dükkanın önünde vicdanlı insanlarca üç gün bakıldı.
Diğer on gün neredeydi ne yaşadı bilmiyoruz.

Sonuç, bir can alıyorsunuz eve. Pek çok sorumluluk da beraberinde geliyor. Bu sorumluluklar yazdığınızda çok çok uzun bir yazı olur. Ama ona da çok dikkat etmek gerek. 

Birde yavruyken alıp, büyüyünce bilinçli sokağa terk edenler var. 
Onların nasıl bir vicdanı var bilmiyorum. Ya da var mı?

Benden bu kadar. 
Görüşmek üzere.

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Kitaplar Kalbimden Vurur


"Sürprizli bir resim olsun." dedim 16.29'da ve şimdi geldim içeriği doldurmaya.

Bugün instagramda sevgili Melis (@cevizin_kitapları) #cevizilecevaplıyorum adı altında güzel bir etkinlik başlattı. Güne iki gözü iki çeşme başlayan ben (birazdan altıncı soruda sebebi yazıyor) cevaplayıp açılmak istedim. Zaten Melis'in (Ceviz'in) kitap yorumlarında sorduğu soruları cevaplamayı bir nevi hobi olarak görüp her paylaşıma mutlaka yazacak bir şeyler buluyorum. 

Saat 16.00 civarı sevgili Deep Tone bunu bloga taşıyacağım fotoyu da bloga ekle oradan alayım dedi. Hemen diyerek kızımı servise bindirirken iki arda bir derede görseli yükleyip kaçtım. Başlık olarak da "Kitaplar Kalbimden Vurur" dedim ki, bu görseli gördüğümden beri profil fotoğrafı olarak kullanmayı düşünüyorum ve sadece sınavlardan ötürü giriş yapmadığımdan değiştiremedim. 

Bu arada ben anlatırken kendimi kaybediyorum farkına varan var mı? Sünüyor konular :)

Neyse sonuç aşağıda verdiğim cevaplar. 

1) Okumayı size sevdiren ne oldu? 

Çocukluğumda gündüzleri tv yayını yoktu ve tek kanal siyah beyazdı. Evdekiler kitap okurdu. Başka bir yaşam biçimi tanımadım. 

2) Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu? 

Tabi ki. Kızımla geceleri uyumadan okurduk. Önce ben okurdum sonra aynı kitabı o bana okurdu. Sonra okuma yazma öğrendi. 

3) Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız? 

Bir milyon tane almak isterim. Ama 10 15 tane alırım hepsini okurum bir de. Birkaç tane de DR market ne bulursam oralardan alırım. Sonra dönüş yolunda sığdırmaya çalışırım😒

4) Asla okumam dediğiniz kategori nedir? 

Zaman geliyor hiç okumam dediğinizi arar oluyorsunuz. Okudukça gelişiyor değişiyor insan. Birde çocuğum ne okuyor ne okusun derken oluyor. Gizliden onun kitaplarını okuyorsunuz.😊

5) Kitaplarınızı renklerine göre mi alfabeye göre mi sıralarsınız? 

Genelde yazar ve seri sıralaması yaparım.

6) Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?

Bilenler vardır. Bir kedim var. Vardı. Gelecek. Dün kaçtı. Çok ağladım. Hala arıyorum içim acıyor. O gelmezse birkaç yıl hayvan almam. Gelirse zincire vururum kaçmasın üzmesin beni. 

7) Bookstagram olarak kendi özgün stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz? 

Bookstagram olarak çıkmadım yola. Oldum mu bilmiyorum. Hala başladım fotosu alıntı fotosu yapmaya ya da bilmem ne ayı okuduklarım sıkıntısına giremiyorum. Sadece okuyorum kendime not alıyorum. Stilim var mi? Evet doğa ve kitap temasını seviyorum. İç mekan fotoğraf çekme özürlüyüm. Yapanları çok beğeniyorum.

Kim bu mimi okuyup cevaplamak isterse lütfen buraya yorum bıraksın. Okumak isterim bende. Ve instagram sayfama da beklerim. Orada çok değişik bir şey yok. Sadece yorumlarım hatta. Daha da azı buraların. 

@dendenak instagram sayfam. Profil resminden tanırsınız.:)

Kimler cevaplamış onlara bakalım şimdi.

Devrik cümleler

Deep Tone

Beyda'nın Kitaplığı

Elmas Pırıltıları

Bir Pembe Sever

Periodic Library

Belle'nin Kütüphanesi

Unuttuğum varsa yazsın bana ekleyeyim

13 Mayıs 2018 Pazar

Blog Muhasebesi Mimi


Not: Bu sefer ilk olarak not yazıyorum. Fotoğraf bana aittir ve Kırklareli İğneada yolunda dört yıl önce orman içinde karşılaşmıştım bu monitörle. Neden orada idi bilmiyorum ama artık yok onu biliyorum.


Öncelikle kimse beni mimlemedi. Ne kadar eski olsam da burada henüz çok yeniyim. 
Neden mi? 
Yazarım birazdan neden hem yeni hem eskiyim. 

Yazmak istedim kendi muhasebemi bende. 

Bu mimim çıkış adresi Blogcu Sultan. 
Teşekkürler kendisine.

İşte benimle ilgili çok gizli bilgiler.
Çoğunu ben bile hatırlamıyorum.

Blog alemine nasıl girdim?

Yıl 2004'ten sonra. Tam hatırlamıyorum doğal olarak. Neden 2004 diyorum. Çünkü o tarihte Tokat'ta görev yapıyoruz. Sonra ben blog yazmak istedim. Yabancı filmler seyrediyorum. Bakıyorum blog yazıyorlar. Hevesleniyorum. Evde bilgisayar var. İnternet var. O zaman ne duruyorum deyip (dememişimdir o şarkı henüz yoktu) araştırdım. Nedense blogcu ile başladım. Sanırım yerli malı yurdun malı zihniyeti. Ama çok memnun kalmamış olsam bir yılı doldurmadan blogspotu fark ettim. Ve geçiş yaptım. Adım o zamanlar Denden'in Yörüngesi. Her şey var içinde yemek, elişi, kitap, hayat. Kapattım orayı. Çünkü her fotoğrafı yazıyı çaldılar zaman içinde. Bende kökten çözüm buldum. Yazık ettim.

Hangi blog bana ilham oldu?

Sanırım yabancı filmler bana ilham oldu. Çünkü bu aleme girdiğimde kimseyi tanımıyordum.

Bloga yazdığım ilk yazımla son yazım arasında fark var mı?

Olmaz mı? O yüzden siliyorum onları :) Silmek en büyük hobim.

Yakın çevrendeki insanlar blogumu biliyor mu?

Blog yazıyor olmayı çok seviyorum. Hatta bir değil iki yerim var. Aynı adresin .com uzantısı. Burası yedekleme yerim. 


Sevdiğim bir işi de saklamıyorum. Ben unutsam eşim söylüyor. En büyük destekçim ama teknik anlamda yardım etmiyor kızsam da. O yüzden kırkından sonra Web Tasarımı ve Kodlama okumaya başladım. Daha kodlama derslerine geçmedik o yüzden sade blogum. Ayrıca vertigom var çok slaytlı yerler parlayıp patlayanlı (yanar dönerli) yazılar beni hasta ediyor. O yüzden sadeyim. 

Bu arada Denden'in Yörüngesi'nden sonra bir dolu isim denedim. Sade ve Sevimli, Küçük Not Defterim, Kendime Ait Bir Blog, vb. En son Instagram'da bir hashtag'den yola çıkarak bu adı kendime aldım.

Bu arada soruyu da unuttum :)

Blog yazmak yaşantıma ne kattı? Ya da çıkardı?

Çıkan bir şey yok hayatımda. Yeni yeni arkadaşlar, yeni bakış açıları kattı hayatıma. Ayrıca çevremde kitaplar hakkında konuşabileceğim çok kişi yok. İnanılmaz ama. Ben de içimi döküyorum instagram ve burada. Özellikle instagramda (@dendenak) ama. Bookstagram arkadaşlarla yüzyüze görüşmemiş olsak da çok ortak noktamız var. Hatta ben bookstagram değilim diye açtığım hesabımda bana yorum bile yaptırmaya başladılar. 

Şu anda bu mim yayını ile birlikte blogumda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmem var? 

Burada 38.587 görüntüleme,
256 yayınlanmış,
82 taslak yazım 
77 google +
57 blogger takipçisi
Günlük giriş sayısı yaklaşık 150 - 200

110.828 görüntülenme
955 yayınlanmış yazı, 
taslak yok gibi 2 tanecik,
184 takipçi,
Günlük giriş yaklaşık 500 - 600 civarı. 

Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?

Yayınlayan herkesi okumaya çalışıyorum. Sonuçta sizlerin çok desteğini alıyorum bloggerda. Tanımak isterim.

6 Mayıs 2018 Pazar

Zeytinyağlı Enginar


Enginar geçmiş yıllar içinde çok yakın olamadığım ama birkaç yıl önce pazarda ayıklanmış bir şekilde görünce alıp denediğim ve mevsimi gelince yaptığım yemekler arasına girdi. 

Tarifi doğrusu internette bulmuştum, okuyup geçtim. Yerini hatırlamıyorum. Genelde yemek yaparken tekniğe bakarım. Sonrasını hep aklımdan yaparım. 

Not: Yemeklerim güzeldir.

Malzemeler:
  • Enginar (adet sizin yapmak istediğiniz kadar biz burada 2 diyelim) ayıklanmış olarak satılıyor ben öylesini satın alıyorum, konserve kullanmıyorum.
  • Bezelye, havuç, patatesten oluşan garnitür konservesi olabilir ya da siz ayrı ayrı haşlayabilirsiniz bu sebzeleri (ya da iç bakla ile yapılabilir. Onu yapınca ayrı tarifini yazarım) Genellikle her enginar çanağı için 1,5 çorba kaşığı garnitür.
  • Zeytinyağı
  • 1 adet kuru soğan.
  • Üstüne dereotu konulabilir. Bizde sevilmediğinden ben kullanmadım.
  • Tuz, (toz şeker deniliyor bazı tariflerde ama ben eğer domates kullanmamışsam toz şeker kullanmıyorum. Toz şeker domatesin asitli tadını dengelemek için zeytinyağlı yemeklerde kullanılabilir.)
  • Su
  • Limon
  • En önemlisi sevgi ve ilgi katıyoruz


Yapılışı:
  • Enginarlar pazarda tuzlu ya da limonlu suda satılıyor zaten ayıklanmış bir şekilde. Ayıklamayı bilmiyorum (istesem yaparım o ayrı konu). Ayıklama konusuna girmeyeceğim. Eve gelince temiz yeni bir su yapmakta fayda var.
  • Önce kuru soğan yemeklik doğranır ve zeytinyağında kavrulur. 
  • Üzerine bezelye, havuç, patates eklenir ve karıştırarak 2-3 dakika pişirebilirsiniz.
  • Enginarları bir tencereye diziyoruz.
  • Limon, 1-2 kaşık zeytinyağı ve suyu karıştırıyoruz ve enginar çanağının içine gelmeyecek şekilde tencereye bu karışımı ekliyoruz.
  • Enginarların içine bezelye, havuç, patates karışımını koyuyoruz.
  • Kaynayıncaya kadar orta ateşte daha sonra kısık ateşte enginarlar yumuşayana kadar pişiriyoruz. Arada tenceredeki sudan kaşıkla alıp enginarların üzerine yavaşça dökebiliriz.

Aslında enginar deyince zor görünen ama hazırlaması yaklaşık 5-10 dakika süren (pişme süresi ekliyoruz üstüne tabi ki) kolay ve besleyici bir yemek. Kolay gelsin. 

27 Haziran 2016 Pazartesi

Baykuşlar


Anne kız ördüğümüz baykuşlar. Tabi ileride dönüp bu blog kayıtlarında hatıralarımıza bakarsak kızımın 9 yaşında olduğunu buraya ekleyeyim. Şimdilerde tığ işi bilmediğinden her şeyimiz haroşa. Ama detaylarını çok beğendim. Kartondan kulak ve ayak. Çiçeklerden gözler. Ağzı bir ip parçası. Ben ise kırlent diye başladım. Anahtarlıktan hallice bunu örebildim. Sık iğne zor iş bana. Ben daha detaylı dantel gibi tığ işlerini seviyorum. Zaten burunda olaydan tamamen kopmuştum. Hemen birkaç çarpıyla işi tamamladım. Amigurumiyi üstadlarına bırakıyorum. 

Bu arada ortadaki kağıt kızımın çiziminden bir kitap ayracı. Bence çok güzel olmuş.

12 Haziran 2016 Pazar

Yıldızlı Gece Puzzle




Anne kız ortak çalışmamız. İlk çerçeveyi yapıyoruz bir yapboza başlayınca.
İlk denememizde elimizde fazla parçalar kaldı. Tabiki fazla değillerdi. 
Kaç gün uğraştık bilmiyorum ama beraber vakit geçirmek için ideal.

26 Şubat 2016 Cuma

Bere



Başlangıç 96 ilmek. Bir bereye başlarken en çok aklıma takılan ve sök, tekrar ör yaptıran nokta bu. 
İp: Alize Burcum Batik. Aslında misinalı şişlerimi kaybetmişim en kısa zamanda tekrar alıp bereleri misinalı şişle yapacağım. Devamını anlatmıyorum. Fotoğraflardan anlaşılıyor çünkü.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Tembelim Tatildeyim


Bir sürü kitap okudum ama 
tembelim, tatildeyim. 
İçimden okuduğum tüm kitapları yazayım 
diye geçiyor 
ama dalıp 
gidiyorum sonra... 
Tatilde bir gün bitecek, ben yine buralara geleceğim.

Not: Fotoğrafı ben çektim ve kardeşimdir, ben değilim :)

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Tahinli Kurabiye


Bu kurabiye pişerken çevreye yayılan tahin kokusu inanılmaz. 

Malzemeler:

- 1 çay bardağı tahin
- 1 su bardağı sıvı yağ
- 1,5 su bardağı pudra şekeri
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
- Aldığı kadar un

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırarak hamurumuzu yapıyoruz. Unu azar azar koyarak ölçüsünü ayarlıyoruz. Hazırlanan hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alarak yuvarlayıp yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz. Önceden ısıtılmış fırında pişiriyoruz.

Not: Fotoğrafın çirkinliği.