28 Nisan 2020 Salı

Güzel Bir Kek Yapalım Mı?


Merhaba,

Bugün bir kek tarifi yazmayacağım buraya. Ama bir kek yaparken dikkat ettiğim ve zaman içinde edindiğim kendimce kurallardan bahsedeceğim. Kendimce kurallarım çoğu zaman televizyon programlarında, yemek kitaplarında ya da uyguladığım tariflerde edindiğim tecrübeler.

Kek yaparken tecrübe ne oluyor demeyin. Uzunca anlatırım. En sevdiğim şey zaten anlatmak.

Ben kendi kek tarihçemi anlatarak başlayayım. Ailemin evinde yaşarken annem bizi pek mutfağa sokmazdı. Mutfağa ancak annemin acelesi varsa, çorba karıştırmaya, yaprak sarmaya, mantı kapamaya çağrılırdık. Ya da sarımsak ayıklamak turşu zamanı. Ama çok becerikli sevgili annem hiç yapım aşaması vs bize anlatmazdı. Sadece getir götür, ayağımın altında dolaşma kısmı vardı. 

Sonra öğretmen oldum. Ve Ankara'dan taaa Ağrı'ya atandım. Ve bekar olduğum dönemde fırınım yoktu. İki yıl kendi yemeğimi yaptım, tertipli düzenli bir şekilde yaşayıp gittim. Hobi olarak ev temizlemeyi edinmiştim kendime ve çok severek yapıyordum.

Sonra evlendim ve eşimin iş çevresi akın akın gelmeye başladı. Haydi pasta börek. Ama nasıl? Bilmiyorum bu konuda bir şey. İnternet bu kadar gelişmiş değil. İnternette bu bilgileri bulup bulamayacağımı bilmiyorum bile. O derece internet cahiliyim. 

Bu kısımda küçük bir anı anlatayım. Kalabalık bir misafir grubu gelecek (3 aile, en az 3 çocuklu her aile, ev bir oda bir salon). Annemi aradım kek tarifi istedim. İki halamla oturuyorlarmış. Bu arada mini fırın aldım, halamın fırınının aynısı, tarifleri birebir kullanırım diye (becerikli bir ailenin beceriksiz kızıydım). Tarif verildi sorun yok. Biri diyor soğuk fırın, biri ılık, biri sıcak. Karar verin ama dedim. Ve benim kek fiyasko oldu. 

Şu an geldiğim noktayı yazmak isterim, senden mi tavsiye alacağız demenizden önce. 20 yıl önceydi bu yazdıklarım. Daha sonra iyi kötü idare ettim. Hatta Tokat'ta çok yardımsever iş arkadaşlarım vardı, çok yardımcı oldular. Bu konuyu daha sonra merak ederseniz anlatırım. Yeni geline tavsiyeler olabilir başlık :) Ve bundan 10 yıl önce belki biraz daha fazla, yan branşımdan ders verdiler bana. Yiyecek İçecek. Evet yanlış okumadınız. Ama yine şanslıydım ki iş arkadaşlarım (yani öğretmen arkadaşlarım yine çok yardımcıydı, huyumuz kurusun öğretmenlerin kanında var bu). Bu arada Van'dayız artık. Ve ben gece gündüz teknik öğrenmeye çalışarak evde ders çalıştım. 

Rahmetli Cemal Türkan'ın kitabından çok faydalandım. Evde yapıp, okulda öğrencilere anlatıyor, uygulama yaptırıyordum. O yüzden tariften değil teknikten gitmenin faydasına inanıyorum.

Bir kek kalıbına bakınca kaç yumurta alır diye düşünüp ona göre kalıba uygun tarifi yapıyorum. Genelde keklerim başarılı. Ve yukarıda fotoğrafını gördüğünüz keki biz kızımla sevmedik, neden ben eski bir tarifimi uyguladım orada. Demek ki tarifler değişir.

Gelelim şu an aklıma gelen püf noktalarına:

- Öncelikle tüm malzemeler oda sıcaklığında olmalıdır. Son dakika mı aklınıza geldi. Yinede bir yarım saat çıkarın dışarıda dursunlar, o arada başka bir işinizi halledin.

- Kek hamuru fırının ısınmasını dışarıda beklemez. O yüzden yumurtaları kırmadan önce fırınınızı çalıştırın ve öyle yapmaya başlayın. Siz keki yapana kadar uygun sıcaklığa gelecektir. 

- Bulduğunuz tarifler kek kalıbınıza uygun olmayabilir. O yüzden sizin kek kalıbınızın ölçüsünde tarif bulmaya çalışın.

- Yumurtaları kırdınız, bir fiske tuz atın içine, daha çok kabarma sağlayacak ve kekin şekerli tadını daha ön plana çıkaracaktır.

- Hep aynı yönde karıştırın. Bunu televizyonda bir şef söylemişti ve kitabında da öyle yazıyordu. Şimdi bakıyorum karman çorman karıştırıyorlar, bence aynı yönce karıştırılmalı.

- Kuruyemiş kullanacaksanız önce bir tavada tazeleyin hafifçe.

- Kuru meyve kullanacaksanız iki şeye dikkat etmek gerekir, birincisi unu az olursa dibe çöker, ikincisi kuru meyveleri önce yıkayıp, kurulayıp unlarsanız dibe çökmez.

- Soda bence kekte çok hoş durmuyor, sodalı kek tariflerini eskiden severek yapardım ama şimdi sevmiyorum.

Bu arada telefon geldi, kaptırıp yazmışım ve bundan sonra ne yazacağımı unuttum. Aklıma gelirse yazıyı güncellerim. 

Görüşmek üzere. 

27 Nisan 2020 Pazartesi

Jack London - Adem'den Önce


insatgram sayfam Dendenin Yörüngesi için yazdığım yorumdur
Merhaba,

Bugün konusuyla çok ilgimi çeken bir kitapla geldim. Üstelik bu kitap bana hep soğuk ve kar, kurt hatırlatan bir yazarı sevdiren kitap oldu. Açıkçası biraz uzak duruyordum ki, artık söz konusu değil. 
Bu kitap henüz evrim konusunda tablolar yapılmamış  ve bilgilerin yetersiz olduğu bir tarihte -1906'da- , çoğunluğu yazarın araştırmalarına dayalı hayal gücüyle yazıldığı için daha da kıymetli. 
Ayrıca "tarihöncesi edebiyatı" ya da "taş devri edebiyatı" denebilecek bir türün ilk örneği. 
Spoiler var mı yok mu bilemiyorum. Okuyanlar karar versin 🥰 
Anlatıcımız bu çağda yaşayan modern insan. Ama anlattıkları ona dna sı ile aktarılan atalarından Kocadiş'in hayatı. 
O dönemde 3 tür insan var, Ateş insanları (ki ok yay kullanan en bilinçli kısım), ağaç insanları (en ilkel kısım) ve Halk (ikisi arasında bir gelişmişlik düzeyi olan). Kahramanımız Kocadiş, önce bir ağaç insanı. Hatta bu dönemde ağaçtan düşme deneyimleri sebebiyle, günümüzdeki anlatıcı yüksekten düştüğü rüyalar görüyor. İşte beni kitaba bağlayan nokta burası oldu. Çünkü kitabı okurken -ki bu @okuyan_kadinlar_kulubu nde bu ayın #heraybirmodern etkinlik kitabı olduğundan- okuyanların hepsinde bu tarz rüya deneyimlerinin olduğu ortaya çıktı. Yani bir atamız ağaçtan düşüp ölmediyse ve sonra çocuk sahibi olduysa biz o soydan geliyoruz demekmiş. 
Sonra mağaralarda yaşayan Halk insanlarının yanına taşınıyor ve orada yakın arkadaşı Sarkıkkulak'la yaşıyor. 
Ama gelişmiş olan, o çağda kendinden daha güçsüz zayıf olanı rahat bırakmadığından olanlar oluyor. (Spoiler vermeyeceğim ya, susuyorum) 
Son derece akıcı, ilgi çekici bir kitap. Arkada çevirmenin açıklama kısmı son derece bilgilendirici. Sadece keşke dipnotlar sayfa sonunda olsaymış. Adı dipnot kitabın sonu not değil ki.😬 Görüşmek üzere 🌻

25 Nisan 2020 Cumartesi

Vicente Blasco Ibanez - Mahşerin Dört Atlısı


Özgün Adı: Los Cuatro Jinetes Del Apocalipsis

Basım Tarihi: Aralık, 2008

Benim Okuduğum Baskı: Kasım, 2019

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa Sayısı: 438

Çeviri: Neyyire Gül Işık

Yorumum:

Instagram hesabım dendeninyorungesi için yazdığım yorumdur.

@okuyan_kadinlar_kulubu ile #heraybirdunyaklasigi etkinliğimizde bu ay Vicente Blasco Ibenez'den Mahşerin Dört Atlısı'nı okuduk.

Yorumum spoiler içerebilir. Okuma kararınızı bu uyarıya göre verin🙃

Mahşerin Dört Atlısı kimlerdir diye önce bir açıklama yazayım.

Bir ejderhanın önünden giden dört atlı ...Veba (kır at), Savaş (doru at), Açlık (siyah at) ve Ecel (solgun at). Ve ejderha hiç ölmez sadece bir süre geriye çekilir, sonra yeniden ortaya çıkar 😔

Babalarının ölümünden sonra Güney Amerika'dan Avrupa'ya göç eden iki kız kardeş. Birinin eşi Alman, birinin Fransız. Ve eşikte Birinci Dünya Savaşı. Ve kardeş çocuklarını karşı karşıya getirmesi. (Bu kitapta yeni bir çok şey öğrendim ki bunlardan biri Almanların Ari ırk fikirleri o dönemde bile var ve yazar kahramanı ağzından bu fikri yeni nesil Alman gençlere aşılayan üniversite profesörlerine kızıyor, muhtemel ki Hitler bu profesörlerin öğrencisi olabilir, kendi çıkarımım, derin derin araştırmadım). Ve savaş kapıya dayanır ve Marne Savaşı. Birinci Dünya Savaşı'nın ilk çarpışmasında Almanlar Paris'e doğru yol alırlar. Müthiş bir vahşet. Her vahşetin altında "savaştayız ama" sözleri. Yapılanları aklamak istercesine.

Savaşın getirdiği yıkım, vahşet, ölümler, ayrılıklar, acılar. Yazarın Almanları yerden yere vuruşu.
Fikrim şudur ki; neden savaşlar var, neden pırıl pırıl zekalar savaşlarda yok ediliyor, insanlar neden daha iyiye güzele ulaşmak için yaşamak yerine, hep başkasının toprağı, zenginliği peşindeler. Acaba günün birinde insanlık sadece iyi ve yapıcı fikirler üzerinde yükselebilecek mi?
Savaşlara harcanan kaynakların dünya insanlarının refahına harcandığı bir dünya ümidiyle.

Hayırlı Ramazanlar.

22 Nisan 2020 Çarşamba

Catherine Doyle – Blood for Blood Serisi


Blood for Blood Serisi




Not: Seri şu an için üç kitaptır.

Catherine Doyle – Blood for Blood Serisi 3 – Mafya


İngilizce Adı: Mafisa

Seri: Blood for Blood Serisi 3

Basım Tarihi: Nisan, 2020

Yayınevi: Yabancı

Sayfa Sayısı: 376

Çeviri: Pınar Polat


Konusu:

Herkes İHANET eder ama yalnızca AŞK affeder.

Kan yemini edilmiş, Sophie artık bir Falcone olmuştu. Bir yandan da sıradan bir genç kızmış gibi okula gidiyor, en yakın arkadaşıyla bir maskeli balo planlıyor ve büyük bir yalanı yaşamaya devam ediyordu. Oysa Chicago sokaklarını kana bulayacak bir savaş tüm şiddetiyle yaklaşıyordu.

Âşık olduğu adamdan bile saklaması gereken sırlar ruhunu parça parça kemirirken hayatının en önemli sınavını vermek zorundaydı. Annesini öldürenlerden intikam almak için, geçmişini derinlere gömüp gerçek bir mafya, bir katil olabilir miydi?

“Daha karanlık, daha seksi ve hiç olmadığı kadar tehlikeli.”
-Melinda Salisbury