20 Nisan 2020 Pazartesi

Özlem Abut Otluoğlu - Mücevher Gözlü Anka



Basım Tarihi: Temmuz, 2018

Yayınevi: Sokak Kitapları Yayınları

Sayfa Sayısı: 448

Konusu:

“Defalarca Küllerinden Doğan Bir Kadının Hikâyesi”

Bir kadını takdimimdir... Görünümü değerli bir mücevher kadar parlak, iç dünyası yalın bir taş kadar soğuk ve tenha. Zümrüt yeşili gözlerinde isyan var. O, yenilgiyi inkâr etmeye ant içmiş, yangınların ardından küllerinden doğan bir Anka: Zümrüt Paşaoğlu…

Zümrüt’ün kaybolduğu labirent, kaderinden çıkış yolu ararken tehlikelerle doludur. Zengin ve saygın bir avukatın güzelliği dillere destan kızı da olsa hayatın gazabından kurtulamaz. Mesleği olan gazetecilikte zirveye yükselmesine rağmen var olma mücadelesi asla bitmez. Yüreğini kanırtan değersizlik hissi onu dibe çekerken, üvey annesinin sevgisizliği, çocukken uğradığı taciz, bulimia, kendinden dahi çok sevdiği adamın sıra dışı ihaneti, kocasının hakaretleri, mobbing, uğradığı tecavüz, evlat acısı ve imkânsız gibi görünen bir aşk ile nasıl başa çıktığının hikâyesidir “Mücevher Gözlü Anka”.

Eminim ki bu romanın sayfalarını okudukça Zümrüt Paşaoğlu’nun attığı sessiz çığlıkları işiteceksiniz, acıları belki size tanıdık gelecek. Her kadın, yüreğinin yangın yerinden göğe yükselen bir Anka değil midir zaten?

Olcay Şeker - Gölgeler


Basım Tarihi: Mart, 2020

Yayınevi: Ahbap Kitap

Sayfa Sayısı: 400

Konusu:

“Geçmiş insanın gölgesidir, asla peşini bırakmaz!”

Tuğrul ve Necla Öztürk çifti, sekiz yaşındaki oğulları Emre’nin son zamanlarda garip davranışlar sergilediğini fark ederler. Emre, daha evvel hiç söylemediği türde kötü sözler söyleyip, arkadaşlarına fiziksel şiddet uygulamaya başlamıştır. Daha da önemlisi, sadece kendisinin görebildiği bir arkadaşın varlığına inanmaktadır. Anne ve babanın, bir uzman yardımı almaktan başka çaresi kalmamıştır.

Psikoterapist Yağmur Ece Aydınoğlu, yalnız yaşayan ve geçmişinde yaşadığı kötü tecrübeleri; başkalarına yardım ederek unutmaya çalışan genç bir kadındır. Küçük kız kardeşinin ölümüne sebep olduğu olayı bir türlü aklından çıkaramaz. Neredeyse her gece, yanarak ölen kız kardeşi Damla’yı gördüğü kâbuslarından, kan ter içinde uyanmaktadır. Her şeye rağmen geçmişle baş edebildiğine inanmaktadır, Emre ile tanışana dek...

Sezgin Şahin, Yağmur’un yakın arkadaşıdır ve aynı meslekten olmasına karşın, geçimini başka bir yolla sağlamaktadır. Çocukluğundan beri, lanet mi yoksa yetenek mi olduğuna bir türlü karar veremediği bir özelliğe sahiptir. Sezgin, arkadaşı Yağmur’un ricası üzerine Emre ve hayali arkadaşı arasındaki ilişkiyi inceler. Emre’ye yalnızca kendisinin yardım edebileceğine inanıyordur.

Tüm yollar bir yerde kesiştiğinde, basit gibi görünen bu sorun; soluk soluğa bir gerilime dönüşecektir.


Yorumum:

Instagram hesabım @dendeninyorungesi nde yaptığım yorumdur.

Dün akşam bitirdiğim (evet okuma süreci boyunca akşamları okumaktan kaçınsam da, son yüz sayfada kendime engel olamayıp okudum) ve bitince derin bir nefes alıp yorum için sabahı beklediğim bir kitabın yorumu ile geldim. 

Olcay Şeker'den Gölgeler.
Kitabı akşamları okumadığım gibi, tek başına okumadım ve @okuyan_kadinlar_kulubu ile okuma sürecinde bol sohbetli bir okuma yaptığımız halde, nedense okuyan arkadaşımızın ben bitirdim deyip gruptan hızlı bir çıkış yaptığı muhteşem bir okuma yaptık. Oysa kimse kimseyi korkutmadı 👀

Kitabımızın gerilim dozu biraz yüksekti. Ve kapattığımda güzeldi, dedirtti.

Kitabımıza gelince. Emre, mimar babası, ünlü bir yazar olan annesi ile ideal aile görüntüsüne sahip bir çocuktur. Fakat akşam olup herkes evde toplandığında, Emre yine tek başına odasında kalmaktadır ve hep bir kardeş özlemi vardır. İşte hayatı bu şekilde devam ederken, Eren ile tanışır, konuşur. Fakat bu arkadaşlık çevrede alay konusu olur. Çünkü Eren'i sadece Emre görebilmektedir. Bu Emre'yi durdurmaz ama öyle anlar olmaktadır ki, çevresine kaba söz ve davranışlarda bulunmakta ama sanki o davranışları yapan, sözleri söyleyen kendi değilmiş gibi hissetmektedir. Okul bu davranışları aileye bildirince, anne ve baba bir uzmandan yardım almaya karar verir. 

Yağmur ve Sezgin burada devreye girer. Geçmişteki pişmanlıkların peşlerini bırakmadıkları iki insan.
Kitabı okurken Eren'e hak vermedim değil, seçimler neye göre kime göre, seçim yapmaya hakkımız var mı? Bu seçim konusu ömrümde çevremde iki kere karşıma çıktı ve hep nasıl yapabildiler diye düşündüm.
Sonunu çok beğendim. Ustaca kurgulanmış. Karakterler yerine oturmuş.
Emeğinize sağlık @olcaysekerofficial okurken gerildiğim kadar sorgularken buldum kendimi.
Görüşmek üzere 👀

18 Nisan 2020 Cumartesi

Kırmızı Mercimek Köftesi




(Vaktiniz varsa birkaç saat önceden ıslatın, çıt çıt açılsınlar)


Merhaba,

Tariflerden gidiyorum gibi geliyor size değil mi?

Aslında hiç öyle değil. Eski gönderilerimi güncelliyorum arka planda. Yeniden paylaşmıyorum çünkü google daki yerini kaybetmesin diye. Bir kere yaptım, sıfırladım öyle çünkü. Yanlış biliyorsam düzeltin. Aklıma gelirse güncellenme tarihini yazıyorum, gelmezse kalıyor. 

Neden güncelleme, çünkü ben genel olarak kitap seri bilgileri veriyorum, yeni çıkan kitaplara çok geçiş yapamadım. Neden? Çünkü çok kararsız gidip gelişler yaşadım. Ve bir türlü günceli yakalayamadım.

Önce blogum vardı. Blogcuda eşim açmıştı sürpriz olarak. Özden Ak idi adı. İçime sinmedi. Herkesin değişik değişik isimleri vardı benim adım soyadım. Ama pişmanım. Güzel isim. (Yıl 2005 sanırım ve şu anda nette bulamadım o blogu)

Sonra düşündüm taşındım Dendenin Yörüngesi diye isim buldum. Niye içinde her şey olacaktı.Virüs bulaştı diye sürekli mesaj gelince kapatmak zorunda kaldım (bu blogu daha sonra isim olarak almak istedim, kullanılmaz dedi, şimdi kaldırıldı diyor. Yıl 2007 sonrası)

Sonra bloggerda değişik bloglar açtım. Kitaplardan Haber Var mesela. Kapattığım için pişmanım. Oradan devam edebilirdim. Güzel bir hareketliliği vardı. 

Sonra buraya geldim. Adını il zamanlar sadevesevimli koydum, yani ben. Sonra içime sinmedi Hayat Kitapla Güzel oldu. Aktif oldum mu hayır. Ama arada geldim iki tıngırdattım gittim.

Sonra instagramda kişisel hesabım dendenak üzerinden kitap resimleri atmaya başladım. Epey sonra yorum eklemeye başladım ki o arada kuruluşundan itibaren içinde yer almış olmaktan çok gurur duyduğum Okuyan Kadınlar Kulübü instagram üzerinden başladı. 

Sonra baktım instagramda yeni özellikler geliyor ve ama benim hesabıma gelmiyor o özellikler, deneme olarak bir hesap açtım, baktım onda var bu özellik. Gönderileri hikayeye atma özelliği. Hikayelerde sabitleme özelliği ile sınıflara ayırmak isteği içinde olduğumdan biraz kıvrandım baktım olmuyor. Gözümü kapatıp taşıdım hesabı. Bu arada kişiselden dönüşen hesabım 2.500 takipçi olmuştu ve yapma diyenler oldu. Ama bu beni durdurmadı. Dendenin Yörüngesi'ne taşındım.  

İlk yıl sadece kitap olarak gittim. İş yoğunluğu vs. ilk açışta düşündüğüm yeniliklere yer veremedim. Ama bu ismi ilk düşündüğüm zaman (2007) düşüncem neyse yeni yeni yapabiliyorum.

Bu günlük bu kadar. Kırmızı Mercimek Köftesi tarifi görselde. Buraya iletişimsiz hayatımın iletişimini bıraktım gidiyorum.

Görüşmek üzere.

Not: Bu arada iki yıl .com adresinde yazmam varki, neden diyorum kendime, mis gibi ücretsiz bloglar varken🥰 şimdi .com bağlantılı olanı kapattım ve uzantısı wp olan kaldı. Ama güncellemiyorum. Çünkü kullanımı buradan daha zor. Blogger bana göre daha kolay. 

15 Nisan 2020 Çarşamba

Keçi Patisi


Merhaba,

Bugün bir misafirim var. Ama sadece bloguma. Sosyal izolasyondayız merak etmeyin. Instagramdan ve Okuyan Kadınlar Kulübü'nden arkadaşım Duygucan Yirtiksayfa. Kendisi kitaplar hakkında spoiler vermeye bayılır ve evde kaldığımız bu günlerde mutfakta harikalar yaratıyor. 

Dün ben pişi tarifimi yazdım deyince benim keçi patilerimide yaz dedi hemen tarifi ve fotoğrafı gönderdi. 

Tarife geçiyorum.

Malzemeler:

Normal bir su bardağı kullanılmıştır.

2,5 su bardağı un
1 su bardağı yoğurt
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı tuz

Kızartmak için yağ

Yapılışı:

Yoğurt ve sıvı yağı çırparak karıştırın. 

Kabartma tozu ve tuzu ekleyin.

Unu azar azar pürüzsüz bir hamur elde edene kadar ekleyin. Unu mutlaka eleyerek kullanın ve unun kalitesine göre kullanılan miktarın değişeceğini unutmayın.

Yağı kızdırın.

Hamurdan parçalar koparıp, silindir haline getirin ve V şekli vererek kızgın yağa atın, altın rengi olana kadar kızartın.

Afiyet olsun. 

Not: Duygucum ters V demiş. Fotoğrafa baktım çözemedim tersi ile düzü arasındaki farkı :)

Görüşmek üzere.



14 Nisan 2020 Salı

Kazakistan Pişisi


Merhaba,

Biraz içimi döküp tarife geçeceğim. Aslında amaç içimi dökmek sanırım.

Bolca isim değiştiren blogum en son bu isimle yoluna devam ediyor. Hayat Kitapla Güzel. Ama ben bu ismi aldıktan belli bir süre sonra bundan da bıkmıştım. Çünkü her söyleyişte içimden aile, sağlık diye daha öncelikli kıymetlilerim geçiyordu. Ama bu blogumun adı her zaman diğerleri tam olunca tadı olan bir şey. Hayat Kitapla Güzel ama ailen yanındaysa (son iki yıldır eşimin gurbette olması), Hayat Kitapla Güzel ama ah bu pandemi olmasa.

Korona salgını başladığı günlerde akupunkturla zayıflama, migren, vertigo için doktora gidip gelmeye başlamıştım ve dünya korona haritasını ilk doktorun bilgisayarında görmüştüm. Yanlış hatırlamıyorsam rakam 42 bin civarıydı. Ve günlerden cuma idi. Yine yanlış hatırlamıyorsam pazartesi okula gidince (nöbetçiydim) boş dersi olan bir sınıfta bu haritayı akıllı tahtadan açtım ve rakam 70 binleri geçmişti ve öğrencilere hem virüsü anlatıp, sayının birden iki günde hızla arttığını söylemiştim. Şimdi dünyamızın geldiği nokta iki milyona yaklaştı. Göre göre bu noktaya geldik. Elimizden bir şey gelmiyor. 48 yıllık hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum. Daha önce virüsler çıkmadı mı ortaya, çıktı. Domuz gribi, kuş gribi, ebola duyduk hep. Ama evinizden çıkmayın diye günde onlarca kez şehir anonsu yapılıp, televizyonda hep aynı uyarı dönecek şekilde bir salgın ilk defa gördüm, görüyoruz.

Bir bilim kurgu filminin içine sıkışmış gibiyiz. Kahraman bir grup bizi kurtarsın diye bekliyoruz. Bizim kahraman grubumuz doktorlarımız, hemşirelerimiz, paramediklerimiz, sağlık çalışanlarımız ve bilim insanlarımız. 

Konfor alanımız evlerimiz birden hapishanelerimiz oldu. Her gün işe gidip akşamları kendimizi zar zor, yorgun argın içeri atarken, hafta sonları şöyle ayağımı uzatıp rahatça oturayım isterken (ama evde kaldığımız o günlerde hafta içi biriken ev işleriyle uğraşırken) birden dört duvarımız arasında sıkışıp kaldık. Çaresizce. 

Üstelik dışarıda hala akıp giden bir hayat var. Ben markete bile öteleyerek giderken, evine ekmek götürmek için çıkıp çalışanlar var. 

Bugün bu kadar. Tarife geçmeden önce maya konusuna geleyim. Dediğim gibi okullar tatil edilmeden bir süre önce diyetteydim ve glutensiz beslenme tavsiye edilmişti. Evde gluten içeren besinler yoktu. Maya yoktu, kabartma tozu yoktu. Okullar tatil edilince annem (bizi ziyarete gelmişti) marketten bakliyat, un vs birer paket alıp eve atmıştı. Normal bir alışveriş gibi. Stok diye bir şey değil yani. Neyse maya bulamamış, bende o günden beri markette maya bulamadım hiç. Ve geçen gün dolabı toparlarken 1 paket mayanın kutunun dibinde kalmış olduğunu gördüm. 

Nerede kullanacağıma karar verememiştim ki, bu sabah kalkınca Çernobil'de orman yangını (birkaç gündür biliyordum) ve 15'inden itibaren Marmara Bölgesine hava olayları görünce, glutensiz beslenmek buraya kadar, o son paketi kullanayım dedim ve you tube da görüp aklıma not ettiğim Kazakistan pişisini yapayım dedim. Bu arada Trakya'da pişiye lokma deniyor, biz İç Anadolu insanı mayalı deriz. 

Gelelim tarife:

(Bir dönem okulda yan branşım yiyecek içecek derslerine girdim, o yüzden açıklayıcı yazmaya çalışacağım)

Ön hazırlık: 

Normal bir su bardağı ile

- 1 bardak ılık süt
- 1 bardak ılık su
- 1,5 yemek kaşığı toz şeker (orijinal tarifte 2 yemek kaşığı ama bence çok şekerli olmuş tadı)
- 1 paket instant maya (ben Dr. Oetker kullandım)
- 1 bardak un (elenmiş olursa daha iyi olur)

Bu malzemeler elde tel çırpıcı ile çırpılıp, ağzı kapatılarak en az 15 dakika oda sıcaklığında bekletilir. Maya bu esnada ılık malzemeler ve şekerin etkisiyle aktifleşip, çoğalmaya başlayacak.

İkinci aşama:

Ön hazırlıkla aktifleşen karışımın içine (yukarıdakinden bahsediyorum), 

- yarım çay bardağı sıvı yağ
- 1 yumurta
- 1 tatlı kaşığı tuz
-ve yumuşak ve pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar azar azar eklediğimiz aldığı kadar un. 

İlk üç malzemeyi ekleyip, unu azar azar eleyerek ekleyiniz. Hamur ne zaman toparlanıp ben oldum der farkına varırsınız zaten.

Bu hamurumuzu yine üstünü örtüp en az yarım saat dinlendiriyoruz. (Öneri: ben kapaklı bir hamur kabı almıştım, hamuru bunun içinde hazırlayıp dinlendirme aşamasında üstüne buzdolabı poşetini bir tarafından keserek tek kat yapıyorum ve hamurun üstünü örtüyorum. Kabın kapağını kapatıyorum. Bu işlemden sonra buzdolabı poşetini atmayın lazım olacak).

Üçüncü aşama:  

Artık elimizde mayalanmış bir hamurumuz var. Bu aşamada tekrar yoğuruyoruz. Hamur bozulmuyor, korkmadan yoğurun. Tezgaha un dökerseniz yapışmayı önlersiniz. Daha sonra hamuru açıyoruz (ben merdane kullandım, oklava da olur)  ve çay bardağının ağzıyla kesiyoruz. Benim kurabiye kalıbım vardı, onunla yaptım. arada kalan hamuru tekrar toparlayıp, açıp, tekrar kesiyoruz. Kestiğimiz parçaları üzerini örterek (o buzdolabı poşetini biraz önce atmadınız umarım) 15 dakika daha bekletiyoruz.

Son aşama: 

Yağımızı kızdırıyoruz. Orta ateşte (hızlı ateş olursa içi pişmez) hamurlarımızı pişiriyoruz ve en son yiyoruz. :)

Afiyet olsun. 

Not: İçine bolca sevgi katın.