15 Nisan 2020 Çarşamba

Keçi Patisi


Merhaba,

Bugün bir misafirim var. Ama sadece bloguma. Sosyal izolasyondayız merak etmeyin. Instagramdan ve Okuyan Kadınlar Kulübü'nden arkadaşım Duygucan Yirtiksayfa. Kendisi kitaplar hakkında spoiler vermeye bayılır ve evde kaldığımız bu günlerde mutfakta harikalar yaratıyor. 

Dün ben pişi tarifimi yazdım deyince benim keçi patilerimide yaz dedi hemen tarifi ve fotoğrafı gönderdi. 

Tarife geçiyorum.

Malzemeler:

Normal bir su bardağı kullanılmıştır.

2,5 su bardağı un
1 su bardağı yoğurt
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı tuz

Kızartmak için yağ

Yapılışı:

Yoğurt ve sıvı yağı çırparak karıştırın. 

Kabartma tozu ve tuzu ekleyin.

Unu azar azar pürüzsüz bir hamur elde edene kadar ekleyin. Unu mutlaka eleyerek kullanın ve unun kalitesine göre kullanılan miktarın değişeceğini unutmayın.

Yağı kızdırın.

Hamurdan parçalar koparıp, silindir haline getirin ve V şekli vererek kızgın yağa atın, altın rengi olana kadar kızartın.

Afiyet olsun. 

Not: Duygucum ters V demiş. Fotoğrafa baktım çözemedim tersi ile düzü arasındaki farkı :)

Görüşmek üzere.



14 Nisan 2020 Salı

Kazakistan Pişisi


Merhaba,

Biraz içimi döküp tarife geçeceğim. Aslında amaç içimi dökmek sanırım.

Bolca isim değiştiren blogum en son bu isimle yoluna devam ediyor. Hayat Kitapla Güzel. Ama ben bu ismi aldıktan belli bir süre sonra bundan da bıkmıştım. Çünkü her söyleyişte içimden aile, sağlık diye daha öncelikli kıymetlilerim geçiyordu. Ama bu blogumun adı her zaman diğerleri tam olunca tadı olan bir şey. Hayat Kitapla Güzel ama ailen yanındaysa (son iki yıldır eşimin gurbette olması), Hayat Kitapla Güzel ama ah bu pandemi olmasa.

Korona salgını başladığı günlerde akupunkturla zayıflama, migren, vertigo için doktora gidip gelmeye başlamıştım ve dünya korona haritasını ilk doktorun bilgisayarında görmüştüm. Yanlış hatırlamıyorsam rakam 42 bin civarıydı. Ve günlerden cuma idi. Yine yanlış hatırlamıyorsam pazartesi okula gidince (nöbetçiydim) boş dersi olan bir sınıfta bu haritayı akıllı tahtadan açtım ve rakam 70 binleri geçmişti ve öğrencilere hem virüsü anlatıp, sayının birden iki günde hızla arttığını söylemiştim. Şimdi dünyamızın geldiği nokta iki milyona yaklaştı. Göre göre bu noktaya geldik. Elimizden bir şey gelmiyor. 48 yıllık hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum. Daha önce virüsler çıkmadı mı ortaya, çıktı. Domuz gribi, kuş gribi, ebola duyduk hep. Ama evinizden çıkmayın diye günde onlarca kez şehir anonsu yapılıp, televizyonda hep aynı uyarı dönecek şekilde bir salgın ilk defa gördüm, görüyoruz.

Bir bilim kurgu filminin içine sıkışmış gibiyiz. Kahraman bir grup bizi kurtarsın diye bekliyoruz. Bizim kahraman grubumuz doktorlarımız, hemşirelerimiz, paramediklerimiz, sağlık çalışanlarımız ve bilim insanlarımız. 

Konfor alanımız evlerimiz birden hapishanelerimiz oldu. Her gün işe gidip akşamları kendimizi zar zor, yorgun argın içeri atarken, hafta sonları şöyle ayağımı uzatıp rahatça oturayım isterken (ama evde kaldığımız o günlerde hafta içi biriken ev işleriyle uğraşırken) birden dört duvarımız arasında sıkışıp kaldık. Çaresizce. 

Üstelik dışarıda hala akıp giden bir hayat var. Ben markete bile öteleyerek giderken, evine ekmek götürmek için çıkıp çalışanlar var. 

Bugün bu kadar. Tarife geçmeden önce maya konusuna geleyim. Dediğim gibi okullar tatil edilmeden bir süre önce diyetteydim ve glutensiz beslenme tavsiye edilmişti. Evde gluten içeren besinler yoktu. Maya yoktu, kabartma tozu yoktu. Okullar tatil edilince annem (bizi ziyarete gelmişti) marketten bakliyat, un vs birer paket alıp eve atmıştı. Normal bir alışveriş gibi. Stok diye bir şey değil yani. Neyse maya bulamamış, bende o günden beri markette maya bulamadım hiç. Ve geçen gün dolabı toparlarken 1 paket mayanın kutunun dibinde kalmış olduğunu gördüm. 

Nerede kullanacağıma karar verememiştim ki, bu sabah kalkınca Çernobil'de orman yangını (birkaç gündür biliyordum) ve 15'inden itibaren Marmara Bölgesine hava olayları görünce, glutensiz beslenmek buraya kadar, o son paketi kullanayım dedim ve you tube da görüp aklıma not ettiğim Kazakistan pişisini yapayım dedim. Bu arada Trakya'da pişiye lokma deniyor, biz İç Anadolu insanı mayalı deriz. 

Gelelim tarife:

(Bir dönem okulda yan branşım yiyecek içecek derslerine girdim, o yüzden açıklayıcı yazmaya çalışacağım)

Ön hazırlık: 

Normal bir su bardağı ile

- 1 bardak ılık süt
- 1 bardak ılık su
- 1,5 yemek kaşığı toz şeker (orijinal tarifte 2 yemek kaşığı ama bence çok şekerli olmuş tadı)
- 1 paket instant maya (ben Dr. Oetker kullandım)
- 1 bardak un (elenmiş olursa daha iyi olur)

Bu malzemeler elde tel çırpıcı ile çırpılıp, ağzı kapatılarak en az 15 dakika oda sıcaklığında bekletilir. Maya bu esnada ılık malzemeler ve şekerin etkisiyle aktifleşip, çoğalmaya başlayacak.

İkinci aşama:

Ön hazırlıkla aktifleşen karışımın içine (yukarıdakinden bahsediyorum), 

- yarım çay bardağı sıvı yağ
- 1 yumurta
- 1 tatlı kaşığı tuz
-ve yumuşak ve pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar azar azar eklediğimiz aldığı kadar un. 

İlk üç malzemeyi ekleyip, unu azar azar eleyerek ekleyiniz. Hamur ne zaman toparlanıp ben oldum der farkına varırsınız zaten.

Bu hamurumuzu yine üstünü örtüp en az yarım saat dinlendiriyoruz. (Öneri: ben kapaklı bir hamur kabı almıştım, hamuru bunun içinde hazırlayıp dinlendirme aşamasında üstüne buzdolabı poşetini bir tarafından keserek tek kat yapıyorum ve hamurun üstünü örtüyorum. Kabın kapağını kapatıyorum. Bu işlemden sonra buzdolabı poşetini atmayın lazım olacak).

Üçüncü aşama:  

Artık elimizde mayalanmış bir hamurumuz var. Bu aşamada tekrar yoğuruyoruz. Hamur bozulmuyor, korkmadan yoğurun. Tezgaha un dökerseniz yapışmayı önlersiniz. Daha sonra hamuru açıyoruz (ben merdane kullandım, oklava da olur)  ve çay bardağının ağzıyla kesiyoruz. Benim kurabiye kalıbım vardı, onunla yaptım. arada kalan hamuru tekrar toparlayıp, açıp, tekrar kesiyoruz. Kestiğimiz parçaları üzerini örterek (o buzdolabı poşetini biraz önce atmadınız umarım) 15 dakika daha bekletiyoruz.

Son aşama: 

Yağımızı kızdırıyoruz. Orta ateşte (hızlı ateş olursa içi pişmez) hamurlarımızı pişiriyoruz ve en son yiyoruz. :)

Afiyet olsun. 

Not: İçine bolca sevgi katın.

12 Nisan 2020 Pazar

Brenda Novak – Whiskey Creek Serisi 5 - Bir Kış Büyüsü


İngilizce Adı: Take Me Home for Christmas

Seri: Whiskey Creek Serisi 5

Basım Tarihi: Haziran, 2019

Yayınevi: Martı

Sayfa Sayısı: 431

Çeviri: Betül Cevahircioğlu

Konusu: 

Affetmek, olan biteni geçmişte bırakıp, geleceğe umutla ve özgürce bakmanın diğer adıdır.

Yeni yıl kimileri için yüzleşmek, kimileri içinse yenilenmek anlamına gelir. Kasabanın kötü kızı olarak tanınan Sophia hem kendiyle, hem hayatıyla, hem de sahip olduklarıyla yüzleşecektir. 

Dışarıdan masal gibi bir hayata sahip, sınırsız imkânları olduğu düşünülen Sophia, kocasının bir gece yarısı ortadan kaybolmasıyla bu rüyadan uyanır.

FBI’ın da olaya dahil olmasıyla ciddi bir soruşturmanın içerisinde kendini bulan Sophia ve kızı çok da bilmedikleri gerçek yaşamın ağır sonuçlarıyla yüz yüze gelirler. Her şeye yeniden başlayan Sophia, hayatını da bu fırsatta gözden geçirmeye kararlıdır.

Bir zamanlar büyük hayal kırıklığına uğrattığı eski aşkı Ted ve uzun zamandır bir araya gelmediği arkadaşlarıyla yeniden karşılaşır. Kaybettiklerini geri kazanmanın mücadelesini veren Sophia, yeni hayatında aşkın, birine güvenmenin ve affetmenin mümkün olup olmadığını bu sayede sorgulama imkânı bulacaktır.

"Bu hikâye ve karakterlerden bir an olsun uzaklaşmak istemeyeceksiniz."
Reader to Reader Reviews

"Yine Whisky Creek’teyiz ve yine duygusal, tutku dolu, sımsıcak yaşamlara Brenda Novak sayesinde yol alıyoruz."
Library Journal on Dead Right

"Brenda Novak romanlarında küçük, sevimli kasabanın cazibesini o kadar iyi yansıtıyor ki kendimi onun kitaplarını okumaktan alıkoyamıyorum… Novak asla hayal kırıklığına uğratmaz."
RT Book Reviews


Yorumum: 

Uzun uzun zamanlar beklediğimiz, çıkacak, çıkmak üzere eli kulağında dendikten yaklaşık beş ay sonra kavuştuğumuz, çok sevdiğimiz Brenda Novak Bir Kış Büyüsü'nü @okuyan_kadinlar_kulubu nden romantik seven birkaç arkadaşla okuduk.

Her birini ayrı sevdiğimiz serinin bu kitabı yaklaşık iki yıl sonrada geçiyor. Zaman olarak Cheyenne ile Eve arasında geçen konuşmalardan anlıyoruz bunu.

Daha önceki kitapta Sophia'nın eşinden şiddet gördüğünün sinyallerini almıştık. Kasabanın gençlik yıllarında yaptıklarından dolayı sevilmeyen kızı Sophia, Whiskey Creek arkadaş grubundan Ted'in de kalbini kırmış, canını yakmıştır geçmişte.

Fakat geçen yıllarda mutsuz evliliği ile ona cezaların en büyüğü olmuş ve Ted'e yaptıklarının cezasını çekmiştir.

Sophia, eşi Skip'in evlilik yıldönümü için çıktıkları yolculukta yanına bir miktar para alarak kaçarken boğulmasıyla beş parasız ortada kalakalır. Skip, Whiskey Creek sakinlerini de dolandırmış ve iflas etmiştir üstelik. Bu durumda kasaba Sophia'ya karşı ayaklanır ve evini bile yağmalarlar. Eve, Ted'e ısrar ederek evine kahya olarak Sophia'yı aldırır. Ama eski aşıklar yine yakınlaşmaya birbirlerine karşı hislerini hatırlamaya başlarlar. Peki Ted ne yapar? Başka birine çıkma teklif eder. Çünkü bu şekilde kalbini koruyacağını düşünüyordur 🤨 Sonuç arada 3. bir kişiyi mutsuz eden başarısız bir girişim. 🤯

Kitapta en çok Sophia karakterini sevdim. Ayakta kalma çabası, ben dün kasabanın en zenginiydim demeden mütevazi bir şekilde ev temizleyip yemek yapan, çocuğunun üstüne titreyen.
Sonuç olarak Şef Stacy ve Eve'e kızarak, Sophia'ya hayran olarak, Ted'e sinir olarak kitabı bitirdim. Yine de güzeldi. Umarım 6 numara için uzun zaman beklemeyiz.

11 Nisan 2020 Cumartesi

Susan Elizabeth Phillips


Susan Elizabeth Phillips, 11 Aralık 1948’de Cincinnati, Ohio ABD’de dünyaya gelmiştir. Ohio Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ilk çocuğu dünyaya gelene kadar bir ortaokulda drama, konuşma ve İngilizce dersleri vermiştir.

1976’da New Jersey’e taşındığında komşusu Claire Lefkowitz ile tanışmıştır. İkili sık sık sevdikleri kitaplardan söz etmeye başlamışlar ve en sonunda da beraber bir kitap yazmaya karar vermişlerdir. İkili birkaç ay sonra bir tarihi aşk romanı yazmaya başlamışlardır. İlk kitapları The Copeland Bride Justine Cole ismiyle 1983’te basılmıştır.

Bundan sonra yazmayı çok eğlenceli bulan Phillips arkadaşı Claire’in ailesiyle birlikte taşınması üzerine tek başına bir hikaye yazmaya başlamıştır. Kendi ismiyle çıkardığı kitaplar son derece başarılı olmuş ve USA Today ve New York Times’ın en çok satanlar listesine girmeyi başarmıştır.

Yazar, Romance Writers of America’da 5 kez Yılın En İyi Kitabı Ödülünü kazanarak bir ilke imza atmıştır. 2006 yılında ise Amerikanın Romantik Yazarları Ödülünde Yaşam Boyu Başarı ödülüne layık görülmüştür.

Phillips ve kocası Bill lisede tanışmışlardır ve 2 erkek çocuk sahibidirler ve Chicago’da yaşamaktadırlar.

Kitapları:




10 Nisan 2020 Cuma

Susan Elizabeth Phillips – Balayı


İngilizce Adı: Honey Moon

Seri: Yok

Basım Tarihi: Ağustos, 2012

Yayınevi: Epsilon

Sayfa Sayısı: 493

Çeviri: Nil Bosna

Konusu:

Güney Carolina’da yaşayan ufak tefek ama bir o kadar da sert, öksüz Honey Moon için hayattaki en önemli şeylerden biri, hem içinde yaşayıp hem de neredeyse bütün sorumluluğunu üstlendiği lunaparkın muazzam hız treniydi. Lunaparkını ve hız trenini kurtarmak için para bulma umuduyla, kuzini Chantal’la giriştiği işlerin, Honey’yi hiç ummadığı yerlere getirip milyonların gözbebeği yapacağını kim bilirdi? Herkesin bayıldığı bu çocuk yıldız, yaşı dışında acaba başka neler gizliyor?

Cesur ve zeki bu küçük hanım gözü karalığıyla hayatındaki bütün erkekleri deli edecek! Bunlardan biri Eric Dillon; için için yanan kötü çocuk ve Hollywood’un son zamanlardaki en yetenekli oyuncularından biri. Ve Dash Coogan; kahraman kovboyların sonuncusu, efsanesini sürdürmek için kendisine pek ufak gelen beyaz cama hapsolmuş bir adam. Honey aşık olduğunda, bunu bildiği tek yolla yapacak tüm kalbiyle.

Susan Elizabeth Phillips bir kez daha, harika bir kadının hayatını anlatan, duygusal ve iyi örülmüş bir romanla karşımıza çıkıyor.
Romantic Times

Dünyaya asıl gereken, Susan Elizabeth Phillips tarafından yazılmış daha çok roman.
Elizabeth Lowell

En iyi ve en kötüyü yaşayıp alevlerin içinden yaralı ama yıkılmamış olarak çıkan bir kadının hikâyesi. Mükemmel bir roman.
Rendezvous

Yorumum:

Not: 2016 yılında yaptığım bir yorumdur. Kitabı alıp anlamsızca uzun bir süre raflarda bekletmişim. Yeniden yeniden okuyabileceğim bir kitap. Yazarı favorilerime taşıyan kitap.

Spoiler içerecektir, eminim. (kitabı okumamış, okumayı düşünen varsa bu yorumu okumasın. Okumayanlar için özet geçeyim çok güzeldi)

Kesinlikle çok beğendiğim, bazı yerlerde tırnaklarımı yediğim, bazı yerlerde gözyaşlarımı akıttığım, karakterini çok sevdiğim, onu anne şefkatiyle sarmalamak istediğim doğrudur.

Bu başlangıç hiç de bir kitap yorumuna yakışmayacak bir başlangıç olsa da kişisel öznel yorumlara bayıldığımdan ve başkasını yazmak elimden gelmediğinden dolayı içimden ne geçerse klavye tuşlarında dans ederek bir yoruma daha başlıyorum 🙂

Öncelikle yazarın daha önce bir kitabını okuduğum ve beğendiğimden bir markette ucuzlukta rastlayıp sepetime attığım uzun zamandır beklettiğim kitaplardan. Ad tercümesini de fiyasko olarak nitelendirmeliyim. Kitabın kahramanının adını veren yazar (Honey Moon), bilseydi ki biz onu normal Balayı olarak çevireceğiz eminim isim konusunda bir kez daha düşünürdü.

Aslında kitap anlatmayı sevmem ama bu sefer böyle olsun: (okumayın burayı kitabı okumayı düşünüyorsanız 2. uyarı)

Honey babası kayıplarda, annesi ise ölmüş bir kız olarak teyzesinin evine (lunaparka) yerleştirilir ve ilk günden acımasız eniştesi tarafından dışlanır ve sevilmez. Teyzesi ise eşi çevresinde bir hayat kurmuş yeğeniyle ilgilenmeyen biridir. Honey hayatta tek başına, sevgisiz ve ilgisiz büyür. Tek tutkusu lunaparktaki ahşap tren Kara Şimşek’tir ve ona bindiği zaman kendini annesine, hayata, Tanrı’ya yakın hissetmektedir. Bir süre sonra eniştesi ölüp, teyzesi içine kapanınca Honey lunaparkı çekip çevirmek zorunda kalır, teyzesini ve kuzenini bir aile olarak bildiği iki kişiyi bir arada tutmaya çalışır. 12 yaşından 16 yaşına kadar bu böyle devam eder ve kuzeni için düşündüğü televizyon dizisindeki role kendi alınınca işler biraz değişir. Birden ABD’de çok seyredilen bir dizinin çocuk yıldızı oluvermiştir, üstelik o bir genç kızdır ve dizinin genç yıldızına tutulmuştur. Ama Eric ona hiç yüz vermemektedir. Honey hala aradığı sevgiyi hiç bir yerde bulamamış, bir yandan ailesini de bir arada tutmak için canını dişine takmıştır. Her gün uzun saatler çalıştıktan sonra eve gelip evde bekleyen ailesine de (!) yemek yapmaktadır. (burada bu nankör aileye çok aşırı kızdım)

Yıllar yılları kovalar, dizi son hız devam eder, Eric diziden ayrılır, evlenir. Honey zaten artık ona tutkun da değildir. Ama babasını oynayan Dash ile aralarında yakınlaşma olur ki bu dizinin sonu demektir. Amerika’nın en sevilenlerinden en nefret edilenlerine hızlı bir düşüş yaşarlar. Yine de beraberce mutlu bir hayatları vardır. Ta ki o korkunç güne kadar. (burada çok çok üzüldüm, ağladım bile) Neyse Honey hayatta yine yalnız kalır ve artık bozulmuş Kara Şimşek’e bir yolculuk yapar. Kalan son parasını harcar tamiri için. Eric ise boşanmış ve o da kendini yollara vurmuş ve tesadüf olarak yolu Kara Şimşek’e düşer. İki yaralı yürek burada tekrar karşılaşır. Onların aşkı için yıllar öncesi çok erken olsa bile zaman içinde olgunlaşan ve değişen iki kişi için artık tam zamanıdır.

Kitap benim için sürprizlerle doluydu. Mükemmeldi. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım ama bu kitapla en beğendiğim yazarlar arasında yerini aldı ve keşke tüm kitapları bu tatta olsa. (okumayın dedim ama:)

Alıntısı:

“…çünkü içinde başka birinin acısını daha taşıyacak yer kalmamıştı.”