21 Mayıs 2020 Perşembe

Seçil Çömlekçi - Bizimkisi Bir Ah Hikayesi


Merhaba,

❤Bugün sayfamın konuğu kahkahası bol, ilaç gibi bir kitap. Seçil Çömlekçi'den Bizimkisi Bir Ah Hikayesi. 

💛Kızımız Bade, pek çok aşk acısı çekmiş, evliliğe bir türlü yaklaşamamıştır. Son sevgilisi Arda'yı tehdit ve baskıyla tam evlenme teklif etmeye ikna (!) etmiştir ki, kurulmamış yuvanın bozucusu birinin omuz darbesiyle Arda ve elindeki yüzük toz olup uçuverir. Şanssızlığın böylesi😱

🤎Bade kötü talihin sebebini düşünürken aileden birinin ah'ının ona miras kaldığına inanır ve araştırmaları onu ebesine götürür. Ve ebesinin torunu (ki bu kim söylesem çok şaşırırsınız, o yüzden söylemiyorum) ile konuyu araştırmak için köylerine doğru bir yolculuğa çıkarlar. 

💜Bu yolculukta Bade torun beyin gözünden başlayarak bütününe doğru bir fark edişe doğru ilerler. 

💚Çok sık yüksek sesle kahkaha attığımı fark ederek okudum. Ve daha çok güldüm. Çünkü Bade kesinlikle bunu yapar diye tahminde bulunabileceğiniz bir karakter değil, hatta başkası adına utanma huyunuz varsa Bade yaparken siz saklanacak köşe arayabilirsiniz.

💙Arada yer verilen bir iki olayla, aslında Bade'nin başkalarının acıları karşısında duyarlı bir birey olabildiğinin işareti verilmiş olsa da kendi söz konusu olduğunda o davranışlar, konuşmalar🤣

💕💕💕yazarımız @secilcomlekcii ye bu güzel hediyesinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Kaleminiz daim, bizim kahkahamız bol olsun.

Not: Tam bir yaz kitabı, sahiller haziranda açılacak deniyor, plaj çantanıza atıp, denizin tadını çıkarabilirsiniz sosyal mesafe sınırlarında🏖🌊😷🩱⛵

Görüşmek üzere 🤍🖤💙💚💜🤎💛❤ 

15 Mayıs 2020 Cuma

Lidya Nasman Kitapları


Lidya Naman Kitapları



Yazarın güncel yazılarına sitesinden ulaşabilirsiniz.

Lidya Nasman - Gölgelerin Güncesi


#1kitap3kapak

Konusu:

Bütün olan bitenleri ve gelecekte olacakları değiştirebilecek gücün olsaydı ilk neyi değiştirirdin? Kendini mi yoksa başkalarını mı? Cevap verirken cesur ol! Başına gelenlerden sen mi sorumlusun yoksa başkaları mı? Kimseye göstermek istemediğin bir yüzün var biliyorum. Benim de var.

Carl Jung kendimize sakladığımız bu karanlığa ‘Gölge arketipi’ diyor. Kendi içimizdeki çatışmayı ve bastırılmış kişiliğimizi temsil eden, aydınlığa çıkmasını istemediğimiz, herkesten saklamak için çaba sarf ettiğimiz karanlık tarafımız… Gölgemizi baskılayıp görmezden geldikçe, içimizdeki karanlık o kadar yıkıcı ve tehlikeli bir hal alıyor. Kendimizi görmezden geldikçe bir yabancıya dönüşüyoruz ve bunun farkına bile varmıyoruz. 

Ne yazık ki hayal ettiğin ve olmak istediğin kişi değilsin. Ben de değilim. Hiçbirimiz değiliz. Şimdi tekrar soruyorum. Bütün olan biteni ve gelecekte olacakları değiştirebilecek gücün olsaydı ilk neyi değiştirirdin? Sen düşünürken ben cevap vereyim. Hiçbir şeyi. Çünkü henüz gölgemle yüzleşecek cesaretim yok. Önce hiç peşimi bırakmayan karanlığımın adını koymam lazım. Kim olduğumu, neden dünyada olduğumu bulmam lazım. Sen de cevap verirken acele etme. Çünkü gölgenin adını koymak için önce içindeki seni kabul edecek cesaretin olması gerekir.


Yorumum:

Merhaba,

İlk kitabı Aklı Üç Karış Havada'da kurguyu ve anlatım tarzını çok beğendiğim @lidyanasman ın ikinci kitabı Gölgelerin Güncesi'ni bitirdim.

Kitap 3 ayrı kapakla piyasaya sunulmuştu. Ben kapağımı seçerek almadım. Zaten kitapları almadan arka kapağı okumadığım için (bitirince okuyorum), kapaktakiler kimdir bilmiyordum. Kapakta yer alan kişilerin kim olduğunu okuma yolculuğum sırasında öğrendim. Ama söylemeyeceğim. Bence sizde arka kapak okumayın ve kitabınız bir sürpriz olarak okurken ilerlesin.

Kitabımız bir polisiye roman. Komiser Kaan Baylem, karısı Sıla ve kızı Mısra'ya son derece bağlı biridir. Hatta ikisini bir arada tutan faktördür. Karısı halk arasında medyum olarak adlandırılabilecek bir ritülel mentördür ve küçük yaşta istimara uğramış ve bir türlü bunu tam olarak atlatamamış biridir.
Kaan Baylem ve ekibi bir süredir seri cinayetlerle ilgilenmekte ama ne olaylar arasında bir benzerlik, ne de katil hakkında bir ipucu bulabilmektedirler. Seri olduklarını bilmelerinin nedeni aldıkları e-postalardır.

Araştırmalar ve tesadüfler onları sonuca ulaştırınca acaba ulaşılan aydınlık onları mutlu edecek midir? Ya okuyucuları... Ayrıca "katili biliyorum" cümlesinden sonra kitabı biraz kapatıp düşündüm. Katil kim acaba diye? Bulamadım.

Yine Lidya Nasman'ın bu kitabında da kurguyu çok beğendim. Anlatım son derece sürükleyici ve tek üzüldüğüm nokta aslında kitap tam doyurucu olsa da ritüeller konusunda daha uzun yazılabilirmiş. Çünkü ben bu konuları çok merak ediyorum (ki daha önce yazara sorduğum bir sorunun cevabını bu kitapta buldum)

Ayrıca dünya, insanlar, insanların doğaya zulmü vb konularda bugünlerde sosyal medyada ve ben seyretmiyorum ama belki televizyonlarda sıkça duyduğunuz bu dünyanın virüsü insandır, insan doğayı kendi haline bıraktığında dünya kendini onaracaktır cümlelerine rastlamak, severek takip ettiğim yazarı biraz daha sevmemi sağladı. Çoğu insanın korona sayesinde varmış olduğu bu bilince zaten sahip ve koronanın adı bile bilinmezken (belki üretildiği laboratuvardan henüz kaçmamışken) yazdığı bir kitaba bu cümleleri sığdırabilmiş👏🏻👏🏻 Biliyorum 2. kitap henüz yeni ama ben merakla 3. kitabı bekliyorum.

Görüşmek üzere💕

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.

12 Mayıs 2020 Salı

Hüseyin Rahmi Gürpınar - Gulyabani


Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Hacer Er

Basım Tarihi: Şubat, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu:

Muhsine geçimini sağlamak üzere şehrin epey dışındaki bir köşke hizmetçi olarak gider. Bu “netameli” köşkün sakinleri arasında çalışanları ve delirdiği söylenen zengin hanımının yanı sıra türlü çeşit periler, yaratıklar, bir de gulyabani vardır. Muhsine, sonunda öldürülmek, delirmek, iyi saatte olsunlara karışmak ihtimalleri olmasına rağmen merakını susturamaz ve kapalı kapıların ardına geçer. Hüseyin Rahmi cin, peri, cadı gibi doğaüstü varlıkları konu edinerek masalın romana, romanın masala dönüştüğü bir teknikle halkın batıl inançlarını ele alır. Ve bizi bütün bu tuhaf yaratıkların, garip mahlûkatın ötesinde yaptıklarıyla daha şaşılası, daha acayip bir varlıkla tanıştırır: İnsanla. Baştan sona heyecanla okunan Gulyabani, o devir İstanbul halkını bütün özellikleriyle yansıttığı gibi bilmeceleri, tekerlemeleri, mahalli kelimeleriyle de Türkçenin en güzel örneklerini barındırır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944) 

Dönemini ve çevresini romanlarında yaşatıp, genç yaşlarından itibaren geniş halk kitlelerince sevilerek okunmuş Hüseyin Rahmi, edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerindendir. Kitaplarında İstanbul yaşamının özel inanışları, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, kadın erkek ilişkileri gibi konular halkın özgün konuşma biçimleri korunarak, çok defa gülünç, bazen hüzünlü olarak işlenir. Romanımıza “mahalli renk” ilk kez onunla girer. Yazarlık yaşamına 1883’te Tercüman-ı Hakikat gazetesinde başlar. 1896’da İkdam gazetesinde roman ve öyküleri tefrika edilirken üne kavuşur. Döneminin en çok okunan yazarı olur. Tüm kazancı yazarlıktan gelir. Bu sayede Heybeliada’da şimdi müze olan köşkünü alır. 1908 Meşrutiyet’inden sonra Ahmet Rasim’le Boşboğaz adında bir mizah gazetesi çıkarır. İlk soruşturmaya böylelikle uğrar. Gazetesi kapanır. İkinci kez Ben Deli miyim? romanıyla mahkemelik olacak ve yine beraat edecektir. Çoğu roman olmak üzere öykü, tiyatro, makale ve eleştiri türünde altmışın üzerinde kitabı bulunmaktadır. 


Yorumum:

Bugün @okuyan_kadinlar_kulubu ile okuduğumuz, okurken birbirimizi korkuttuğumuz ve beraber güldüğümüz bir kitapla geldim.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Gulyabani. Benim yayınevi tercihim günümüz Türkçesinden dolayı @isbankasikulturyayinlari oldu. Ama etkinliklerimize istediğiniz yayıneviyle katılabilirsiniz.
Kitabımıza gelince; Muhsine talihsiz bir evlilik yapmış kimsesiz bir kadındır ve işe ihtiyacı vardır. Annesinin bir arkadaşı ona sıkı ağızlı olması şartıyla bir konakta iş bulur. Ve dağlar aşarak kuş uçmaz kervan geçmez bir yere götürür. Ve Heidi'nin teyzesi misali Muhsine'yi orada bırakarak kaçar. Muhsine evin iki hizmetkar kadınından tekin olmayan ev hakkında uyarılar alarak, geceleri cinlerin, perilerin, tüylü ve gulyabanilerin cirit attığı konakta yaşamaya başlar.

Evin türlü cins sakiniyle karşılaştıkça "sana edecek bedduam kalmadı Ayşe kadın" diyerek annesinin arkadaşının sık sık kulaklarını çınlatır.

Fakat ne çare mecburen kilitli tutulduğu bu hayata uyum sağlamaya başlar ve periler bunu pek sever. Ah bununla kalsalar ya, kalmazlar efendim.

Neyse devamı kitapta diyor, tekerlemeleri çok beğendim diyorum. Hatta bir tanesini kendime uyarladım. "Benim adım dendenak... " okuyanlar devamını biliyor neyse. 😉

Türk klasikleri, özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar tavsiyemdir. Hiç sıkılmadan bir çırpıda okurken, o dönemin yaşantısına, düşünce tarzına bir kapı aralayacaksınız.
Görüşmek üzere 👻🤣

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.

Ahmet Mithat Efendi - Dolaptan Temaşa

Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Ömer Aslan

Basım Tarihi: Şubat, 2019

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Konusu:

Ahmet Mithat’ın “Maksadımız yeniçeriliğin mevcut olduğu zamanlardaki eğlencelerin bazılarını anlatmak” diye bahsettiği Dolaptan Temaşa’da pek de bilmediğimiz yaşayışıyla bir dönemin kapıları aralanıyor. İstanbul’un mahalle kahveleri, “helva sohbetleri”, giyim kuşam ve âdetleri, hatta eşyasıyla... Kısa, ancak oldukça zengin içeriğiyle roman Behram Ağa, Dilber Leyla, Yeniçeri Zorlu Mustafa ve Paşalı Ahmet Ağa karakterleri arasında gelişen komedi ve gerilim unsuruyla bezeli, cinayetlere varan olayları konu alıyor.

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)

Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Mithat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmet Mithat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.


Yorumum:

Ekim 2019 itibariyle @okuyan_kadinlar_kulubu nün #türkklasikleriserisi kitabını okuyup bitirmiş bulunmaktayım.

İş Bankası Kültür Yayınları öyle bir hızla seriye devam ediyor ki, yıllardır okuyalım deyip ama bir türlü başlamadığımız Türk klasikleri bu sayede su gibi okunup gidiyor, niyeyse ihmal ettiğimiz edebiyat eserlerimiz kıymetini buluyor.

Kitabımıza gelince, ilk başlarda bu kitabın konusu nereye bağlanacak derken, birden şaşırtıcı bir şekilde olayların gelişmesi ile sonun nasıl geldiğini anlayamadan bitti.

Yıl 1826'dan önce çünkü o tarihte yeniçerilik kaldırıldığı ve kitapta bir yeniçeri olduğuna göre. Ve o dönemde sosyal hayatın kadınların evde oturup, erkeklerin gece hayatının ilginç detaylarını okuyarak bu kitapla aydınlanmış oluyoruz😖 Behram Ağa yağlıkçı (eskinin peçetesi) esnafından yaşını başını almış bir adamdır. Bir gün arkadaşları ile rakı içmek için bir Yahudi meyhanesine giderler ve biz bu arada dönemin yaşayış tarzı hakkında epey bilgi sahibi oluruz. Arkadaşları teker teker masadan kalkarak ona hesabı bırakıp kaçınca Behram Ağa kendine yapılan oyunu anlayıp, helva sohbetinin yapılacağı eve gitmeye karar verir. Bu arada helva sohbetleri gece geç vakit evlerine gitmek yerine erkeklerin toplanıp birbirlerine garip şakalar yaptıkları toplantıların adı😳 Ama Behram Ağa bilmediği bir mahallede olduğundan yanlış bir eve düşer (evet gerçekten yuvarlanıp düşüyor) ve esas olay burada başlar. Ahh o kedi yok mu kedi her şeyi o belli etti diyorum ve susuyorum😼

Esas kitabın son bölümünde güzel bir ders vardı. Sır tutmak. Günümüzde artık pek kalmayan, herkesin bak ben ne öğrendim ya da bak ben senin bilmediğin neler biliyorum diyerek kendilerine dertleşirken verilen sırları ortaya saçan insanların iki yüzlülüklerine ders verir nitelikteydi. Allah yolumuzu böyle insanlardan ayrı tutsun diyerek cuma duasını yaparak yorumuma son veriyorum.
Görüşmek üzere 🥰

Not: instagram hesabım Denden'in Yörüngesi'nde paylaştığım yorumdur.